saglık

ELLERİNİZDEKİ UYUŞMA VE AĞRILARI HAFİFE ALMAYIN!

Ellerinizde özellikle geceleri artan ağrı, uyuşma, güç kaybı ve elektriklenme yaşıyorsanız dikkat! Bu belirtilerle 30–50 yaş arası kadınlarda ve bazı meslek gruplarında sıklıkla görülen, gündelik yaşamı ve uyku düzenini kabusa çeviren Karpal Tünel Sendromu hakkında tüm merak edilenleri Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden Uzman Dr. Mehmet Yavuz anlatıyor... Karpal Tünel Sendromu Nedir? Karpal Tünel Sendromu, başparmak dahil elin ilk üç parmağını tutan, ilerleyici özellikte, ağrı ve uyuşma belirtileri gösteren bir tuzak nöropatisidir. Genellikle median, yani koldaki en kalın sinirin, bilek düzeyinde sıkışması veya baskı altında kalmasıyla ortaya çıkar. Median sinir, başparmağın iç taraf yüzeysel duyusu ile işaret, orta ve yüzük parmağının duyusunu taşır. Bu sinirin bileğimizde karpal tünel olarak bilinen küçük bir kanaldan geçerek dağıldığını belirten Dr. Mehmet Yavuz, hastalığın da bu kanalın ismiyle anıldığını vurguladı. Ev İşleri ve Klavye Kullanımı Hastalığı Tetikliyor! Bilekte sinir sıkışması ile karakterize edilen karpal tünel sendromu, özellikle el işi ve sıklıkla temizlik yapan, süt sağan, yer-duvar silen, çamaşır sıkan ve hamur yoğuran kadınlarda daha sık görülür. Bilgisayar başında sürekli klavye ve fare ile çalışanlarda da bu sendroma rastlanabilir. Dr. Yavuz, el bileğinin çok zorlanması ve median siniri çevreleyen kılıfın sertleşerek siniri sıkıştırmasıyla ortaya çıkan bu rahatsızlığın ilk üç parmakta elektrik çarpması, elde güçsüzlük, bilekten dirseğe kadar uzanan bölgede ağrı ve uyuşma şeklinde belirtileri olduğunun altını çizdi. Dr. Yavuz, ağrı ve uyuşukluğun kişiyi uykudan uyandıracak düzeyde olabileceğini ve geceleri daha fazla artabileceğini sözlerine ekledi. Sendrom Hamilelikte de Görülebilir... Genellikle 30 – 50 yaş arası kadınlarda daha sık görülen Karpal Tünel Sendromu, marangozlar, fırçayla boya ve resim yapanlar, tenisçiler, sık sık bulaşık yıkayanlar ve şoförler gibi sürekli kol ve bileğini hareket ettiren herkeste görülebilir. Erkeklerde KTS’ nin en sık rastlandığı meslek grubunun kasaplık olduğunu belirten Dr. Yavuz, bu rahatsızlığın kadınlarda hamilelik sırasında geçici olarak ve hipotiroidi olanlarda da görülebileceğine dikkat çekti. Karpal Tünel Sendromu'nun meydana gelmesinde romotoid artirit, damar anomalileri, tendinitis, şişmanlık, periferik sinir tümörleri veya kistleri gibi bazı hastalıkların da etkili olduğunu belirten Dr. Yavuz, ileri yaşlarda dejeneratif eklem hastalığına bağlı olarak benzer şikayetlerin ortaya çıkabileceğini vurguladı. Sık alkol tüketimi olanlar, damar hastalıkları yaşayanlar ve şeker hastaları da risk grubunda yer alıyor. Karpal Tünel Sendromu'nun Nedenleri Nelerdir? Sürekli el bileğinin zorlanması, romatolojik hastalıklar, travmalar, endokrin hastalıklar, diyabet gibi metabolik hastalıklar, bir bant şeklinde median sinirin üzerini örten karpal bağlar üzerinde skar, yani yara dokusu oluşturarak bu bağların kalınlaşmasına neden olur. Kalınlaşan bu dokunun median sinir üzerine baskı yaptığını söyleyen Dr. Yavuz bunun sonucunda sinirin giderek incelip, duyu iletim özelliğini kaybettiğini ve sinir dokusunun ölümüne yol açtığını vurguladı. Parmaklar ve ellerde ortaya çıkan güçsüzlük geç kalındığında sinirlerde kalıcı hasara neden olabilir. Hastalığın Teşhisi İçin EMG Testi Gerekiyor! Teşhiste hasta şikayetlerinin kolaylık sağladığını belirten Dr. Yavuz, giderek artan ilk üç parmağın yarısında uyuşukluk, ellerini sallamak suretiyle geçen gece ağrıları, başparmağa ait kaslarda erimeyi takip eden zamanlarda güçsüzlük, el ve kollarda uyuşukluk, ağrı, kuvvet kaybı ve el bileğinde karpal bağın bulunduğu yere refleks çekici ile vurulduğunda, el parmaklarında elektrik çarpma hissinin KTS teşhisinde yeterli olduğunu vurguladı. KTS’den şüphe edildiğinde hastadan mutlaka % 90’ın üzerinde kesin tanı konulabilen EMG testi istenir. Bazen hastalığın başlangıç döneminde, hastalar şiddetli ağrıdan şikayetçi olsalar bile EMG testi normal çıkabilir. Doğru teşhis için hastalığın başlangıcından itibaren en az 20 gün ila 6 aylık bir süre geçmesi gerekir. Karpal Tünel Sendromu’nun Tedavisi Bu rahatsızlığın tedavisinde siniri sıkıştıran basının kaldırılmasının esas hedef olduğunu belirten Dr. Yavuz, bunun da daha çok cerrahi olarak gerçekleştirildiğini vurguladı. Konservatif Tedavi: KTS’ de orta veya hafif derecede ağrı ve uyuşukluk varsa konservatif tedavi denenebilir. Geceleri elin yüksek bir yere konulmasının yanı sıra analjezik etkili antienflamatuar ve B kompleks vitaminleri verilir. El ve koldaki ağrı nedeni ile el bileğini sıkıca saran kişiler farkında olmadan sinire daha çok bası yaparak hastalığın daha hızla ilerlemesine, kısa sürede adale erimesine ve gece ağrılarının artmasına neden olur. Orta derecede rahatsız olanlarda ağrının geçmesini sağlayan lokal steroid uygulanabilir. Ancak sinir üzerindeki bası devam ettiğinden sinir hasarı artar ve tedavi yanıltıcı olabilir. Cerrahi Tedavi: İlaç tedavisi ile şikayetleri geçmeyen hastalar, rahatsızlık ilerlemeden cerrahi tedaviye alınmalıdır. Sinir üzerindeki bası ortadan kalktığında nöral fonksiyonda hızla iyileşme görülecektir. Lokal anesteziyle uyuşturulan elin orta hattında el kıvrım çizgileri arasına yapılan 1–1,5 cm’lik kesiyle median sinirin üzerindeki karpal bağ kesilerek sinir serbestleştirilir. Klasik ameliyatta kesi boyutu artarken ameliyat mikroskobu veya endoskopik yöntemle yapılan işlemlerde kesi boyutu ve ağrı seviyesi azalacaktır. Aynı zamanda dikişsiz olan bu yöntemde cilt estetik açıdan da kusursuz görünür ve hasta aynı gün evine gönderilir. Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz

DİKKAT! Cinsel isteği öldürüyor

DİKKAT! Cinsel isteği öldürüyor

MARUL

Galenos, bostani marulda soğukluk olmadığını, ancak gül suyu kadar soğukluk olduğunu söylemiştir. Onun, rutubeti, pancar ve ebegümecinin rutubeti arasında yer alır.

Bazılarına göre, marulun yapı ve kuruluk bakımından lahanayla pazı türü sebzeler arasında yer aldığı söylenir. Ben, onun üçüncü derecede soğuk olduğunu söylediklerini ifade ediyorum. Hekimlere göre, besin olarak zararlı veya pek az besleyicidir. Bu doğru değildir. Marul, ikinci derecede soğuktur.

YARARLARI

Marulun temizleyici, büzücü ve söktürücü özellikleri yoktur. Tuzlu , ekşi gibi özellikleri olmadığı için, bundan oluşan kan, diğer sebzelerden oluşan kana göre daha kırmızıdır. pişmiş marul besleyicidir. Marul, sıvıların birbiri ile uyuşmazlığından doğan şikayetlerde yararlıdır.

Yıkanmış marul iyidir. Yıkamak, marulun gaz yapıcı özelliğini artırır ve aynı zamanda bütün sebzelerin soğukluğunu fazlalaştırır. O, süratle hazmedilir. Sinirsel şikayetleri (hastalıkları) önler.

ŞİŞLER

Yangılı şiş ve ödemler üzerinde etkilidir. Büyük ödemler üzerinde etkili olamaz.

HAREKET ORGANLARI

Eklemler üzerine haricen (yakı, lapa) uygulandığında yararlı olur.

BAŞ ORGANLARI

Çiğ ya da pişmişi, uyku verir; dolayısıyla uykusuzluğu giderir. Sayıklamayı önler. Ayrıca başı güneşte yanmaktan korur. Bu drog, tıkanıklıkların ilacıdır.

GÖRME

Yabani marulun sütü, kornea yaralarını temizler. Bostani marulun sütü de aynı etkiyi gösterir. Marul külü, yanıklar için kullanılır. Yabani marul sütü, kirpiklerin dökülmesini önler. Yenmesi, göze zarar verir.

DIŞARI ATAN ORGANLAR

Onun tohumu, meniyi kurutur, cinsel arzuyu azaltır; orgazmı yavaşlatır ve ben bu Yararların onun tohumunda görüldüğünü söylüyorum. Yarım dirhem marul sütü, suyla içilirse, bağırsaklarda ishal etkisi yapar. Büyümüş göbekli bostani marulun sütü, yabani marul sütüne yakın etkiye sahip olur. Marulun bağırsaklar üzerinde ishal ya da kabız etkisi yoktur.

Hazırlayanlar: Dr. Yaman SÖNMEZ ve Tarihçi Yazar Ahmet ALMAZ

http://www.bugun.com.tr

Cinsel yolla bulaşıyor tedavisi yok

Cinsel yolla bulaşıyor tedavisi yok

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, kadınlar üzerinde erkeklerden daha fazla etki gösterir. Cinsel yolla bulaşan hastalıkları çoğu tedavi edilebilir. Tedavi edilmediklerinde ise kısırlıktan ölüme kadar uzanan ciddi sonuçlara neden olabilir, anne karnındaki ya da yeni doğmuş bebekler için de tehlike oluşturur.

İşte cinsel yolla bulaşan hastalıklar:

Bel soğukluğu: Erkeklerde sık ve yanmalı idrara çıkma ve akıntı; kadınlarda ise bol akıntı, adet düzensizliği sık ve yanmalı idrara çıkma şeklinde belli olur. Tedavisi olan ve en çok görülen cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir. Karın içi iltihaplanmalara, kısırlığa ve üreme organlarında apselere neden olur. Gebe kadında doğum kanalından bebeğe ulaşabilir. Yeni doğan bebekte körlük akciğer enfeksiyonu gibi hastalıklara yol açabilir. Hastalık bulaştıktan son 2-3 hafta sonra belirtiler ortaya çıkar.

Sifiliz(Frengi): Tüm vücudu etkileyen bir hastalıktır. Erken fark edildiğinde tedavi edilebilir. Tedavi edilmediğinde sinir sistemine zarar vererek körlüğe ve sağırlığa yol açar, kalp kasına zarar vererek kalp hastalıklarına, vücudun bazı yerlerinde tümör oluşumuna hatta hastanın ölümüne neden olabilir.

Genital uçuk: Üreme organlarında kaşıntılı ve ağrılı uçuk şeklinde sivilcelerle kendini gösterge ve bu sivilcelere çok ağrılı yaralara dönüşür. Kendiliğinden iyileşse de tekrar eden bir hastalıktır. Tedavisi zordur. İdrar yollarında hastalıklara,menenjite, kadınlarda rahim ağzı kanseri ve düşüklere neden olur. Bebek doğarken annesinin doğum kanalından hastalığı alabilir. Bebeğin gözlerini, derisini, sinir sistemini etkiler, bebeğin ölümüne yol açabilir.

Hepatit-B virüsü: Su ve besin yoluyla bulaşan sarılık tipleri olduğu gibi kan ürünleriyle ve cinsel temasla geçen sarılık türleri de vardır. Hepatit B bunlardan biridir. Karaciğerde büyüme ve hassaslık, idrar renginde koyulaşma ve sarılık, ateşi kusma şeklinde belirtileri vardır. Karaciğer iltihabı, siroz karaciğerde kansere ve hastanın ölümüne neden olabilir. Kesin tedavisi yoktur. Risk grupları aşı yaptırmalıdır.

Şankroid (yumuşak çıban): Üreme organlarında ağrılı yaralarla kendini belli eder. Genellikle kasıkta yaraya yakın oluşan şişikler zamanla büyür ve içindeki iltihap akar. Tedavisi vardır. Klamidya: Kadınlarda köpüklü sarı akıntı, erkeklerde yangılı idrara çıkma ve sarı akıntı ile belli olur. Karın içinde yaygın iltihaplanmalara neden olur, bu durum kısırlığa ve üreme organlarında apselere neden olur. Gebe kadınlarda yüksek ateş, düşük ve ölü doğuma yol açar. Doğum sırasında bebek annenin doğum kanalından mikrobu alabilir ve buna bağlı olarak akciğerlerinde ya da gözlerinde iltihaplar olabilir. Tedavisi vardır.

HIV/AIDS: Cinsel yolla bulaşan bu hastalığın tedavisi yoktur. Vücudun mikroplara karşı korunma sistemini bozarak tüm vücudu etkiler ve başka hastalıkların belirmesine neden olur. HIV virüsü vücuda girdikten 5-10 yıl sonra ortaya çıkabilir. Sürekli halsizlik, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, kilo kaybı, gece terlemeleri, cinsel organlarda uzun süreli yaralar ve tedavi edilmesine rağmen iyileşmeyen mantarlar, akciğer enfeksiyonları hastalığı çıkma belirtileri arasındadır.

İlaç İçmeden Önce Bu Kitabı Okuyun!

İlaç İçmeden Önce Bu Kitabı Okuyun!

Ayşe Tatlıcı/ Taraf

Adamın Biri Doktora Gitmiş... Gidiş O Gidiş Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta`nın kitabının adı bu. Hayykitap etiketiyle çıkan ve Tıp alanındaki en ciddi konulara değinen kitap, Hoca`nın eğlenceli üslubu ile bir solukta okunabilecek bir yapıt aslında. Modern Tıbbın bir eleştirisi niteliğindeki kitap ilaç firmalarının emrine girmiş hekimlerin tuzaklarına düşmek istemeyenler için de bir rehber niteliğinde.

Tıp dünyasıyla içice giren ve yediğimiz her lokmadan içtiklerimize, sigaramızdan gribimize kadar her konuda verilen çelişkili mesajlarla nasıl yöneteceğimizi bir türlü bilemediğimiz yaşama alışkanlıklarımız konusunda bize rehber olabileceği düşüncesiyle Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta ile görüşmek istedik. Kitabını, hekimliği, ilaçları konuştuk.

`Türkiye`de hekim olmak`la başlayalım isterseniz...

Doktorluk belki de dünyanın en saygın mesleği idi bir zamanlar. Hekimler hastanın gözünde adeta Allah ve Peygamber`den sonra gelen kişilerdi. Hasta ve hekim arasında saygıya, sevgiye dayalı muhteşem bir ilişki vardı. Eskiden gururla `doktorum` diyen meslektaşlarım şimdi artık neredeyse ne iş yaptıklarını saklar hale geldiler. Toplumda belki de en çok hakarete, saygısızlığa maruz kalan meslek, maalesef doktorluk oldu.

Bu `eskiden` dediğiniz döneme ait anılarınız da vardır herhalde...

Ballıdağ sanatoryumunda mecburi hizmet görevimi yaparken tedavi ettiğim fakir bir hastam vardı... îyi olup taburcu edilirken, bana utana sıkıla verdiği gofretin tadım 25 sene sonra bile unutmuş değilim. Bu benim aldığım en önemli hediye idi.

Kitap tam anlamıyla bir `Modem Tıp eleştirisi`...

İnsanlar Modem Tıp sayesinde rahat nefes alıyorlar, acı çekmiyorlar. Organ nakilleri, yapay organlar, kök hücre tedavileri ile yaratılan mucizeler hep Modern Tıbbın eserleri. Uzun sözün kısası, insanların Modern Tıp sayesinde rahat, sağlıklı ve uzun bir ömür sürdüklerini kimsenin görmezden gelmesi ve inkârı elbette mümkün değil. Ancak, bir de madalyonun diğer yüzü var. Modern Tıbbm mutlaka düzeltilmesi gereken yanlışları, olumsuzlukları ve hatta günahları var. Hem de pek çok. Bu kitap Modern Tıbbı kötülemek için değil, onun daha iyi olması için yazılmıştır.

Hekimlerden çok tepki aldınız mı?

Meslektaşlanmdan çok farklı tepkiler alıyorum. İçlerinde `Böyle gelmiş böyle gider` ve `Alan memnun satan memnun, sana ne oluyor` diye düşünenler de var. `Benim doktorum işini bilir` veya `Hocam ekmeğimizle oynama ne olur` diyenler de oluyor. `Havvaii`de havyar yerken iyiydi, şimdi ne oldu sana` tarzında sorular da geliyor tabii ki.

Ama durumu en iyi anlatan, `Hocam, yeni kitabınız çıkmış. Acaba hangi firma dağıtıyor` diye soran bir elektronik posta. Bence söz de burada bitiyor zaten.

Alternatif Tıp`a da sıcak bakmıyorsunuz ama...

Geçenlerde bir televizyon kanalında izledim; o ünlü otçulardan biri, isim vermeden, benim `modem tıbba karşı çıkışımı` pek bir memnuniyetle anlatıyordu. `Profesörler bile Modern Tıptan şikâyetçi` demeye getiriyordu. Evet, biz de şikâyetçiyiz ama bunun çaresi otta veya çöpte değil, yine Modern Tıpta. Aslında bu tür otçulann türemesinin sebebi de bizatihi `tabiatın şifalı elini görmezden gelen` Modern Tıbbın kendisi. İlaç endüstrisi denetimindeki Modem Tıp kendi kasasına para getirmeyen tedavileri yok sayar veya tu-kaka eder.

Bitkisel ilaçlar da düpedüz `ilaç`tır

Siz `otçu` deseniz de, Türkiye`de Alternatif Tıp ürünlerine İlgi her geçen gün daha da artıyor. Bu ürünlerin yararlan ve zararları konusunda neler söyleyeceksiniz?

Son yıllarda tüm dünyada yayılıyor bir `bitkisel tedavi modası/ İlaçlann bir hastalığa iyi gelirken başka organlara dokunması, bazen telafisi imkânsız zararlara yol açması insanları haklı olarak ilaç dışı tedavilere özendiriyor. Birçok hasta artık doktorundan `ilaç` yerine `bitkisel ilaç* istiyor. Çünkü bitkisel ilaçların, `faydası olmasa da, hiç değilse zararlı etkileri yok` sanılıyor. Ancak burada gözden kaçınlmaması gereken çok hassas bir nokta var; o da şu: Fabrikaya girmiş, bir takım fiziksel ve kimyasal işlemlerden geçmiş, onlarca katkı maddesi eklenmiş, şurup, tablet, kapsül veya draje haline getirilip şişeye konmuş bir `bitkisel ilacın` o çekindiğimiz ilaçlardan hiçbir farkı olmadığının farkında mıyız acaba? Bitkisel tedavi deyince, her zaman, herkesin pazardan, manavdan alıp yediği işlenmemiş, ambalajlanmamış, doğal haldeki yiyecekler anlaşılmalıdır. Kahverengi şişelere konup eczanelerde satılan `bitkisel ilaçlann` gerçek İlaçlardan hiçbir farklarının olmadığı asla unutulmamalıdır. Doğal tedavi elma yemektir, kuersetin hapı içmek değil. Doğal tedavi balık yemektir, balık yağı hapı içmek değil. Doğal tedavi domates yemektir, likopen hapı içmek değil...

Aşı isteriz diye ayaklanmaları gerekir

Modern Tıbbın günümüzdeki uygulamalarının ayrılmaz bir parçası ilaçlan da eleştiriyorsunuz ama.

Baş ağnmızı anında gideren bir analjezik, vücudumuzdaki bir iltihabı yok eden bir antibiyotik, alerji komasından bizi hayata döndüren adrenalin, organ nakillerini mümkün kılan kortizon, şeker hastalannın hayata tutunmalannı sağlayan ensülin... Her gün onlarca hastaya ilaç yazan bir hekim olarak ilaca `karşı` olmam nasıl mümkün olabilir?.. Ben ilacın sıradan bir ticari tüketim ürünü muamelesi görmesine karşıyım. Ben ilacın reklamına karşıyım. Ben ilaç tüketiminin özendirilmesine karşıyım. Ben ilaç tedavilerinin dayatılmasına karşıyım.

İlaçlar konusunda `küresel bir oyun`dan söz ediyorsunuz ama...

Bugün artık dünyanın her yerinde, insanlar sağlık sektörüne artık şüpheyle yaklaşıyorlar. Çünkü günümüzde Tıp, sadece `Tıp` değil. Dünya her yeni ilaç, aşı ya da tedavi yöntemi için `Acaba bu gerçekten işe yanyor mu yoksa ticari bir oyunla mı karşı karşıyayız` diye düşünüyor. Bence çok haklılar ve bu durum domuz gribi aşısı için de geçerli. Normalde insanların dünya çapında bir salgın varken ve `Neden aşı olamıyoruz, biz de aşı olmak istiyoruz` diye ortalığı ayağa kaldırmalan gerekirken bedava sunulan aşıya karşı büyük bir güvensizlik var ve buna Başbakanımız da dâhil... Sanırım fazla söze gerek yok.

Sonuçta hepimiz, kitabınızın kapağındaki tasvirde olduğu gibi —farklı türden de olsa— ilaç şişelerine hapsedilmiş durumda mıyız?

Kitabın kapağında gördüğünüz ilaç şişesinin içine hapsedilmiş olan ve önüne konan haplan yutmaya zorlanan kişi bir doktor da olabilir, profesör de, eczacı da, hemşire de. hastabakıcı da, sağlık bakanı da... İstisnasız hepimiz, ilaç endüstrisi tarafından böyle köşeye sıkıştınlmış veya şişeye tıkılmış durumdayız. Mesele budur.

http://netpano.com

AÇ KARNINA SİGARA İÇENLERDE KANSER RİSKİ YÜKSEK

AÇ KARNINA SİGARA İÇENLERDE KANSER RİSKİ YÜKSEK

ANKARA - Yataktan kalkar kalkmaz sigara yakanlarda nikotin seviyesinin çok daha yüksek olduğu bildirildi.

Amerikalı araştırmacılar, kahvaltı sonrasını beklemek yerine kalkar kalkmaz sigara içenlerdeki nikotin seviyesinin yüksekliğinin içtikleri sigara sayısından bağımsız olduğunu da belirttiler.

Araştırmacılar, tiryakilerde akciğer kanseri riskinin göstergesi sayılan, nikotinin bir yan ürünü olan kotinin seviyesini ölçtüler. Kahvaltı yapana kadar bekleyenlerde bu kimyasalın seviyesinin düşük olduğu belirlendi.

Araştırmacılar, sigaraya erken saatlerde başlayanların sigarayı bırakmak için de daha fazla yardıma ihtiyaç duyabildiklerini belirttiler.

Kaşınan gözlere dikkat

Kaşınan gözlere dikkat

Gözlerin kızarması, sulanması ve kaşıntı ile kendini gösteren “Allerjik konjonktivit” çok sık rastlanan bir göz rahatsızlığıdır.

Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi’nden Doç. Dr. Sinan Tatlıpınar, bir göz rahatsızlığı olan “Allerjik konjonktivit”e sık rastlandığını belirterek “Allerjik konjunktivitin tedavisinde genellikle kombine tedaviler uyguluyoruz ama temel prensip alerjiye neden olan etkenden uzak durmaktır” diyor.

Gözlerin kızarması, sulanması ve kaşıntı ile kendini gösteren “Allerjik konjonktivit” çok sık rastlanan bir göz rahatsızlığı. Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi’nden Doç. Dr. Sinan Tatlıpınar, “allerjik konjonktivit”i “göz kapaklarının içini ve gözün beyaz kısmını saran ve konjonktiva olarak isimlendirilen zarın allerjiye bağlı olarak gelişen iltihabıdır” diye tanımlıyor.

Dr.Tatlıpınar, gözün allerjik hastalıklarına sık rastlandığını belirterek “Aslında allerjik konjonktivit bir grup hastalığı tanımlayan genel bir terimdir. Alt tipleri arasında mevsimsel allerjik konjonktivit, pereniyal allerjik konjonktivit (uzun süreli allerjik konjonktivit), vernal keratokonjonktivit, atopik keratokonjonktivit ve dev papiller konjonktivit yer almaktadır” diyor.

Allerjik konjonktivitin genellikle her iki gözü birlikte etkilediğini vurgulayan Dr. Tatlıpınar, diğer belirtileri şöyle sıralıyor:
“Gözlerde kaşıntı ve kızarıklık, gözde yanma hissi, gözkapaklarında şişme, gözlerde sulanma genel belirtilerdir. Ancak türlerine göre bu belirtilerde değişiklik olabilir. İleri durumlarda saydam tabakanın (kornea) etkilenmesi halinde görme sorunlarına yol açabilir.”

Allerjik konjonktivit teşhisinin hastanın şikayetleri, dikkatli bir muayene ve bazı laboratuar incelemeleriyle konduğunu belirten Dr. Tatlıpınar, tedaviyle ilgili ise şunları söylüyor:

“Allerjik konjonktivitin tedavisinde prensip; eğer biliyorsak allerjiye neden olan etkenden uzak durmaktır. Genellikle kombine tedaviler uygulanmaktadır. Hastalığın tipine ve şiddetine göre allerjiyi önleyici antihistaminik damlalar ve gerektiğinde mutlaka doktor kontrolünde olmak üzere kortizon içeren ilaçlar kullanılmaktadır.”

Konjunktivitin Alt Tipleri

Mevsimsel ve pereniyal allerjik konjunktivit: Bu iki alerji tipi aynı gurupta toplanabilir. Her iki tipte de havada bulunan spesifik bir etkene karşı alerji gelişmektedir. Mevsimsel alerjik kojonktivit en sık rastlanan allerjik göz hastalığıdır. Tüm alerjik konjunktivit olgularının yaklaşık olarak yarısı bu guruptandır. Burada etken sıklıkla polenlerdir. İki taraflı göz yaşarması, kaşıntı, yanma hissi ve kızarıklık görülür. Göz kapakları hafif şişmiş olabilir, görme normaldir. Sıklıkla burun akıntısı, hapşırma, burunda tıkanıklık ve kaşıntı gibi allerjik rinit bulguları da eşlik eder.

Pereniyal yani uzun süreli alerjik konjunktivit yıl boyunca mevcuttur ve bu tipten başlıca ev tozu ve hayvan atıkları sorumludur. Bu tip daha az yaygın olup genellikle mevsimsel tipten daha az şiddetli biçimde ortaya çıkar.

Vernal keratokonjonktivit (Bahar Keratokonjonktiviti): Çocuk ve genç erişkinleri etkileyen bir allerjik konjunktivit tipidir. Ilık ve kuru iklimli bölgelerde daha sık ve şiddetli görülür. Erkeklerde daha sık görülmektedir. Ortaya çıkışı genellikle 5 yaşından sonradır ve genellikle ergenlik çağına gelindiğinde hastalık sonlanmaktadır. Hastalığın süresi nadiren 5–10 yılı geçer. Tipik olarak mevsimseldir ve ilkbahardan yaz sonuna kadar sürer.

Atopik keratokonjonktivit: Körlük riskinin en fazla görüldüğü allerjik konjonktivit formudur. Nadir olarak ve gençlerde görülür. Yirmili yaşlar civarında başlar ve uzun yıllar devam eder. Atopi kişinin alerjik bozukluk geliştir¬mesine yol açan kalıtımsal ve yapısal bir özelliktir. Bu konjonktivit tipi astım, rinit, atopik dermatit, besin allerjisi gibi atopi belirtileri gösteren kişilerde görülür. Göz bulguları genellikle diğer atopik bulguların ortaya çıkmasından bir kaç yıl sonra gelişir ve vernal keratokonjonktivite benzer şekildedir. Göz kapakları sıklıkla tutulmuştur. Kapak cildi kızarık, kalınlaşmış ve pul pul olmuştur. Kirpik dibi iltihabına sık olarak rastlanmaktadır.
Kapak iç kısımlarında yapışıklıklar, gözün kornea tabakasında anormal damarlanmalar, katarakt görülebilir.

Dev Papiller Konjunktivit: Bu hastalık kontakt lensler, kontakt lens temizlik veya bakım ürünlerine karşı gelişebilir. Üst kapağın altını döşeyen konjunktivada papilla denen kabarıklıklar mevcuttur. Hastalar kontakt lens taktıklarında rahatsız olduklarından yakınırlar. Bazen göz protezleri ve göze konulan dikişler de bu tabloyu oluşturabilmektedir. Tedavisinde bu tabloya yol açan etken ortadan kaldırılmalı ve alerjiyi önleyici ilaçlar kullanılmalıdır.

Bazen göze kullanılan ilaçlara, bu ilaçlar içerisindeki koruyucu maddelere veya kozmetik maddelere karşı gözde alerjik reaksiyon meydana gelebilmektedir.

Kupta Kıtır Ekmek Tatlısı

Kupta Kıtır Ekmek TatlısıMalzemeler :
1 paket 1 paket tuzsuz kıtır ekmek
1 paket 1 paket sakızlı muhallebi
4 kaşık tereyağ
1 paket çikolata sos



Hazırlanışı:
Tüm kıtır ekmekleri kırın. Sakızlı muhallebiyi üzerindeki tariften yarım su bardağı daha eksik pişirin. Soğuduktan sonra tereyağını içine koyarak 5 dakika kadar çırpın. Daha sonra kıtır ekmekleri içine atıp, iyice harmanlayın. Bu karışımı kuplara koyun. Üzerine çikolata sosunu dökerek 1 gece dolapta beklettikten sonra servis yapın.


e-lezzet.com

Saçlara yaz bakımı

Mutlaka uzun ya da boyalı olmaları gerekmiyor... Ama süper bakımlı, genç görünümlü ve mükemmel kesimleriyle saçlarınızdan "güzel" diye bahsedebiliriz.

Cildimizin zaman içinde yaşlandığınız hepimiz biliyoruz. Bu yüzden oluşmaya başlayan ilk kırışıklıklarla etkili kozmetik silahlar yardımıyla savaşıyoruz. Maalesef yıllarla birlikte saçlarımızda da birtakım değişimler gözlemek mümkün; artık eskisi kadar hızlı uzamıyorlar ve teller giderek daha da inceliyor. Tüm bunların nedenleri çeşitli. Tıpkı cildimizde olduğu gibi saçlarımızda da hücre bölünmesi ve buna bağlı olarak yenilenme süreci yavaşlıyor. Yaşlanmayla birlikte ayrıca tek tek saç tellerinin sağlamlığı ve çapı azalıyor. Tabii pigmentasyon ve sıklığını da unutmamak gerekiyor. Bunun suçlularından biri şüphesiz değişim geçiren saç derisi. Tıpkı yüz ve vücut derisi gibi farklı stres faktörlerine maruz kalıyor; UV ışınları, dengesiz beslenme, hormonal değişimler ve yanlış bakım saçları tamamen zayıf hale getirebiliyor. Bu yüzden etkili anti-aging stratejileri ve birtakım saç stilleriyle saçlarınızın yaşınızı ele vermesini engelleyebilirsiniz.

ÇATLAKLARDAN NASIL KURTULALIM

Neredeyse her üç kadından birinde görülen vücut çatlaklarının başlıca sebepleri arasında ani kilo değişimleri ve doğum gibi sebepler bulunuyor. Cildin derm tabakasındaki çizgisel atrofi yani dokunun hasar görmesine bağlı olarak oluşuyor. Cildin aşırı gerilimi sonucu derideki elastik dokunun kırılmasıyla ortaya çıkan çatlak görünümler zaman içinde kişiyi rahatsız edici boyutlara ulaşarak ciddi bir estetik soruna dönüşüyor.

Daha çok göğüs, karın ve bel çevresinde rastlanan çatlaklara çözüm arayan pek çok insan tedavi yöntemlerinin sınırlı sonuçlarından ötürü yeterli tatmin alamadıklarından şikayet ediyor. Ancak sevindirici olan, teknolojinin ilerleyişine bağlı olarak gelişen tedavi yöntemlerinin gerek çatlaklar gerekse vücut sarkmaları ve gevşemeleri konusunda son günlerde başarılı sonuçlar sağlaması.

Proteinde denge

Protein vücut sağlığımız için çok önemli bir yere sahip olsa da aldığımız besinlerde protein dengesi vücut için çok önemli bir faktör. Protein eksiği kadar unutulmaması gereken fazlasının da hasarlara neden olabileceği. Yüksek proteinli besinlerin yağı genellikle çok olduğundan kandaki yağ ve kolesterol oranı yükseliyor. Bu ise damar sertliği, kalp krizi, göğüs ve kalın bağırsak kanserlerine yol açabiliyor. Dokuların yenilenmesinde, yaraların kapanmasında saçta ve ciltte büyük rol oynayan protein eksiğinden kaçınmak kadar fazlasından da sakınmak gerekiyor.

Çatlak ve sarkmalara dalga boyunda çözüm

Uygulandığı bölgelerde 18 cm’e varan incelme sağlayan akustik dalga tedavisi, bir başka yönüyle vücut çatlakları ve gevşemelere hizmet ediyor. Güçlü basınç atılımı ile enerjiyi dokuya hiçbir zarar vermeden deri altına gönderen güçlü şiddetli akustik dalgalar her iki sorunun çözümünde etkili bir yer buluyor.

Cildin alt tabakasında bulunan fibroglaslara çarparak cildin elastik liflerinin sayısını artıran yöntem ciltte kalınlaşma ve elastikiyet artışını arttırarak çatlak görünümünü tedavi ediyor. Yöntemin cilt altı kas ve bağ dokusunu güçlendirme özelliği ise sarkma ve gevşeme problemlerine yönelik çözüm sunuyor. Kol, karın, basen ve dizüstü bölgelerinde sıkça karşılaşılan gevşemeler kas ve bağ dokusunun güçlenmesine bağlı olarak sıkılaşıyor. 6 ila 8 seans arasında uygulanan akustik dalga tedavisi hızlı çözüm arayışında olanlara önemli bir imkan sunuyor.

VÜCUDUM SARKIYOR DİYORSANIZ

Vücut enerji üretimi için proteine ihtiyaç duyuyor. Yeterli protein alamayan vücut kas yapamıyor. Vücut bu durumda protein ihtiyacını karşılamak için kas proteinlerinden kullanmaya başlıyor ki bu durum kas dokusu gevşemeleri sonrasında karşımıza çıkan sarkmalara neden oluyor. Ani kilo kayıplarında sıkça karşılaşılan bu tabloda protein zafiyeti kas dokusunda gevşemeye yol açarak kas hücrelerinin kaybına neden oluyor. Ağar’a göre, bir bölgede oluşan gevşeme ve sarkmalar en az birkaç faktörün bileşkesinden oluşabiliyor. Bu nedenle sebebin iyice araştırılıp durum tespiti yapılarak buna yönelik bir yol haritası belirlenmeli.