DİKKAT! Cinsel isteği öldürüyor Aralık 05
MARUL
Galenos, bostani marulda soğukluk olmadığını, ancak gül suyu kadar soğukluk olduğunu söylemiştir. Onun, rutubeti, pancar ve ebegümecinin rutubeti arasında yer alır.
Bazılarına göre, marulun yapı ve kuruluk bakımından lahanayla pazı türü sebzeler arasında yer aldığı söylenir. Ben, onun üçüncü derecede soğuk olduğunu söylediklerini ifade ediyorum. Hekimlere göre, besin olarak zararlı veya pek az besleyicidir. Bu doğru değildir. Marul, ikinci derecede soğuktur.
YARARLARI
Marulun temizleyici, büzücü ve söktürücü özellikleri yoktur. Tuzlu , ekşi gibi özellikleri olmadığı için, bundan oluşan kan, diğer sebzelerden oluşan kana göre daha kırmızıdır. pişmiş marul besleyicidir. Marul, sıvıların birbiri ile uyuşmazlığından doğan şikayetlerde yararlıdır.
Yıkanmış marul iyidir. Yıkamak, marulun gaz yapıcı özelliğini artırır ve aynı zamanda bütün sebzelerin soğukluğunu fazlalaştırır. O, süratle hazmedilir. Sinirsel şikayetleri (hastalıkları) önler.
ŞİŞLER
Yangılı şiş ve ödemler üzerinde etkilidir. Büyük ödemler üzerinde etkili olamaz.
HAREKET ORGANLARI
Eklemler üzerine haricen (yakı, lapa) uygulandığında yararlı olur.
BAŞ ORGANLARI
Çiğ ya da pişmişi, uyku verir; dolayısıyla uykusuzluğu giderir. Sayıklamayı önler. Ayrıca başı güneşte yanmaktan korur. Bu drog, tıkanıklıkların ilacıdır.
GÖRME
Yabani marulun sütü, kornea yaralarını temizler. Bostani marulun sütü de aynı etkiyi gösterir. Marul külü, yanıklar için kullanılır. Yabani marul sütü, kirpiklerin dökülmesini önler. Yenmesi, göze zarar verir.
DIŞARI ATAN ORGANLAR
Onun tohumu, meniyi kurutur, cinsel arzuyu azaltır; orgazmı yavaşlatır ve ben bu Yararların onun tohumunda görüldüğünü söylüyorum. Yarım dirhem marul sütü, suyla içilirse, bağırsaklarda ishal etkisi yapar. Büyümüş göbekli bostani marulun sütü, yabani marul sütüne yakın etkiye sahip olur. Marulun bağırsaklar üzerinde ishal ya da kabız etkisi yoktur.
Hazırlayanlar: Dr. Yaman SÖNMEZ ve Tarihçi Yazar Ahmet ALMAZ
Cinsel yolla bulaşıyor tedavisi yok Aralık 05
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, kadınlar üzerinde erkeklerden daha fazla etki gösterir. Cinsel yolla bulaşan hastalıkları çoğu tedavi edilebilir. Tedavi edilmediklerinde ise kısırlıktan ölüme kadar uzanan ciddi sonuçlara neden olabilir, anne karnındaki ya da yeni doğmuş bebekler için de tehlike oluşturur.
İşte cinsel yolla bulaşan hastalıklar:
Bel soğukluğu: Erkeklerde sık ve yanmalı idrara çıkma ve akıntı; kadınlarda ise bol akıntı, adet düzensizliği sık ve yanmalı idrara çıkma şeklinde belli olur. Tedavisi olan ve en çok görülen cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir. Karın içi iltihaplanmalara, kısırlığa ve üreme organlarında apselere neden olur. Gebe kadında doğum kanalından bebeğe ulaşabilir. Yeni doğan bebekte körlük akciğer enfeksiyonu gibi hastalıklara yol açabilir. Hastalık bulaştıktan son 2-3 hafta sonra belirtiler ortaya çıkar.
Sifiliz(Frengi): Tüm vücudu etkileyen bir hastalıktır. Erken fark edildiğinde tedavi edilebilir. Tedavi edilmediğinde sinir sistemine zarar vererek körlüğe ve sağırlığa yol açar, kalp kasına zarar vererek kalp hastalıklarına, vücudun bazı yerlerinde tümör oluşumuna hatta hastanın ölümüne neden olabilir.
Genital uçuk: Üreme organlarında kaşıntılı ve ağrılı uçuk şeklinde sivilcelerle kendini gösterge ve bu sivilcelere çok ağrılı yaralara dönüşür. Kendiliğinden iyileşse de tekrar eden bir hastalıktır. Tedavisi zordur. İdrar yollarında hastalıklara,menenjite, kadınlarda rahim ağzı kanseri ve düşüklere neden olur. Bebek doğarken annesinin doğum kanalından hastalığı alabilir. Bebeğin gözlerini, derisini, sinir sistemini etkiler, bebeğin ölümüne yol açabilir.
Hepatit-B virüsü: Su ve besin yoluyla bulaşan sarılık tipleri olduğu gibi kan ürünleriyle ve cinsel temasla geçen sarılık türleri de vardır. Hepatit B bunlardan biridir. Karaciğerde büyüme ve hassaslık, idrar renginde koyulaşma ve sarılık, ateşi kusma şeklinde belirtileri vardır. Karaciğer iltihabı, siroz karaciğerde kansere ve hastanın ölümüne neden olabilir. Kesin tedavisi yoktur. Risk grupları aşı yaptırmalıdır.
Şankroid (yumuşak çıban): Üreme organlarında ağrılı yaralarla kendini belli eder. Genellikle kasıkta yaraya yakın oluşan şişikler zamanla büyür ve içindeki iltihap akar. Tedavisi vardır. Klamidya: Kadınlarda köpüklü sarı akıntı, erkeklerde yangılı idrara çıkma ve sarı akıntı ile belli olur. Karın içinde yaygın iltihaplanmalara neden olur, bu durum kısırlığa ve üreme organlarında apselere neden olur. Gebe kadınlarda yüksek ateş, düşük ve ölü doğuma yol açar. Doğum sırasında bebek annenin doğum kanalından mikrobu alabilir ve buna bağlı olarak akciğerlerinde ya da gözlerinde iltihaplar olabilir. Tedavisi vardır.
HIV/AIDS: Cinsel yolla bulaşan bu hastalığın tedavisi yoktur. Vücudun mikroplara karşı korunma sistemini bozarak tüm vücudu etkiler ve başka hastalıkların belirmesine neden olur. HIV virüsü vücuda girdikten 5-10 yıl sonra ortaya çıkabilir. Sürekli halsizlik, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, kilo kaybı, gece terlemeleri, cinsel organlarda uzun süreli yaralar ve tedavi edilmesine rağmen iyileşmeyen mantarlar, akciğer enfeksiyonları hastalığı çıkma belirtileri arasındadır.
İlaç İçmeden Önce Bu Kitabı Okuyun! Aralık 05
Ayşe Tatlıcı/ Taraf
Adamın Biri Doktora Gitmiş... Gidiş O Gidiş Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta`nın kitabının adı bu. Hayykitap etiketiyle çıkan ve Tıp alanındaki en ciddi konulara değinen kitap, Hoca`nın eğlenceli üslubu ile bir solukta okunabilecek bir yapıt aslında. Modern Tıbbın bir eleştirisi niteliğindeki kitap ilaç firmalarının emrine girmiş hekimlerin tuzaklarına düşmek istemeyenler için de bir rehber niteliğinde.
Tıp dünyasıyla içice giren ve yediğimiz her lokmadan içtiklerimize, sigaramızdan gribimize kadar her konuda verilen çelişkili mesajlarla nasıl yöneteceğimizi bir türlü bilemediğimiz yaşama alışkanlıklarımız konusunda bize rehber olabileceği düşüncesiyle Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta ile görüşmek istedik. Kitabını, hekimliği, ilaçları konuştuk.
`Türkiye`de hekim olmak`la başlayalım isterseniz...
Doktorluk belki de dünyanın en saygın mesleği idi bir zamanlar. Hekimler hastanın gözünde adeta Allah ve Peygamber`den sonra gelen kişilerdi. Hasta ve hekim arasında saygıya, sevgiye dayalı muhteşem bir ilişki vardı. Eskiden gururla `doktorum` diyen meslektaşlarım şimdi artık neredeyse ne iş yaptıklarını saklar hale geldiler. Toplumda belki de en çok hakarete, saygısızlığa maruz kalan meslek, maalesef doktorluk oldu.
Bu `eskiden` dediğiniz döneme ait anılarınız da vardır herhalde...
Ballıdağ sanatoryumunda mecburi hizmet görevimi yaparken tedavi ettiğim fakir bir hastam vardı... îyi olup taburcu edilirken, bana utana sıkıla verdiği gofretin tadım 25 sene sonra bile unutmuş değilim. Bu benim aldığım en önemli hediye idi.
Kitap tam anlamıyla bir `Modem Tıp eleştirisi`...
İnsanlar Modem Tıp sayesinde rahat nefes alıyorlar, acı çekmiyorlar. Organ nakilleri, yapay organlar, kök hücre tedavileri ile yaratılan mucizeler hep Modern Tıbbın eserleri. Uzun sözün kısası, insanların Modern Tıp sayesinde rahat, sağlıklı ve uzun bir ömür sürdüklerini kimsenin görmezden gelmesi ve inkârı elbette mümkün değil. Ancak, bir de madalyonun diğer yüzü var. Modern Tıbbm mutlaka düzeltilmesi gereken yanlışları, olumsuzlukları ve hatta günahları var. Hem de pek çok. Bu kitap Modern Tıbbı kötülemek için değil, onun daha iyi olması için yazılmıştır.
Hekimlerden çok tepki aldınız mı?
Meslektaşlanmdan çok farklı tepkiler alıyorum. İçlerinde `Böyle gelmiş böyle gider` ve `Alan memnun satan memnun, sana ne oluyor` diye düşünenler de var. `Benim doktorum işini bilir` veya `Hocam ekmeğimizle oynama ne olur` diyenler de oluyor. `Havvaii`de havyar yerken iyiydi, şimdi ne oldu sana` tarzında sorular da geliyor tabii ki.
Ama durumu en iyi anlatan, `Hocam, yeni kitabınız çıkmış. Acaba hangi firma dağıtıyor` diye soran bir elektronik posta. Bence söz de burada bitiyor zaten.
Alternatif Tıp`a da sıcak bakmıyorsunuz ama...
Geçenlerde bir televizyon kanalında izledim; o ünlü otçulardan biri, isim vermeden, benim `modem tıbba karşı çıkışımı` pek bir memnuniyetle anlatıyordu. `Profesörler bile Modern Tıptan şikâyetçi` demeye getiriyordu. Evet, biz de şikâyetçiyiz ama bunun çaresi otta veya çöpte değil, yine Modern Tıpta. Aslında bu tür otçulann türemesinin sebebi de bizatihi `tabiatın şifalı elini görmezden gelen` Modern Tıbbın kendisi. İlaç endüstrisi denetimindeki Modem Tıp kendi kasasına para getirmeyen tedavileri yok sayar veya tu-kaka eder.
Bitkisel ilaçlar da düpedüz `ilaç`tır
Siz `otçu` deseniz de, Türkiye`de Alternatif Tıp ürünlerine İlgi her geçen gün daha da artıyor. Bu ürünlerin yararlan ve zararları konusunda neler söyleyeceksiniz?
Son yıllarda tüm dünyada yayılıyor bir `bitkisel tedavi modası/ İlaçlann bir hastalığa iyi gelirken başka organlara dokunması, bazen telafisi imkânsız zararlara yol açması insanları haklı olarak ilaç dışı tedavilere özendiriyor. Birçok hasta artık doktorundan `ilaç` yerine `bitkisel ilaç* istiyor. Çünkü bitkisel ilaçların, `faydası olmasa da, hiç değilse zararlı etkileri yok` sanılıyor. Ancak burada gözden kaçınlmaması gereken çok hassas bir nokta var; o da şu: Fabrikaya girmiş, bir takım fiziksel ve kimyasal işlemlerden geçmiş, onlarca katkı maddesi eklenmiş, şurup, tablet, kapsül veya draje haline getirilip şişeye konmuş bir `bitkisel ilacın` o çekindiğimiz ilaçlardan hiçbir farkı olmadığının farkında mıyız acaba? Bitkisel tedavi deyince, her zaman, herkesin pazardan, manavdan alıp yediği işlenmemiş, ambalajlanmamış, doğal haldeki yiyecekler anlaşılmalıdır. Kahverengi şişelere konup eczanelerde satılan `bitkisel ilaçlann` gerçek İlaçlardan hiçbir farklarının olmadığı asla unutulmamalıdır. Doğal tedavi elma yemektir, kuersetin hapı içmek değil. Doğal tedavi balık yemektir, balık yağı hapı içmek değil. Doğal tedavi domates yemektir, likopen hapı içmek değil...
Aşı isteriz diye ayaklanmaları gerekir
Modern Tıbbın günümüzdeki uygulamalarının ayrılmaz bir parçası ilaçlan da eleştiriyorsunuz ama.
Baş ağnmızı anında gideren bir analjezik, vücudumuzdaki bir iltihabı yok eden bir antibiyotik, alerji komasından bizi hayata döndüren adrenalin, organ nakillerini mümkün kılan kortizon, şeker hastalannın hayata tutunmalannı sağlayan ensülin... Her gün onlarca hastaya ilaç yazan bir hekim olarak ilaca `karşı` olmam nasıl mümkün olabilir?.. Ben ilacın sıradan bir ticari tüketim ürünü muamelesi görmesine karşıyım. Ben ilacın reklamına karşıyım. Ben ilaç tüketiminin özendirilmesine karşıyım. Ben ilaç tedavilerinin dayatılmasına karşıyım.
İlaçlar konusunda `küresel bir oyun`dan söz ediyorsunuz ama...
Bugün artık dünyanın her yerinde, insanlar sağlık sektörüne artık şüpheyle yaklaşıyorlar. Çünkü günümüzde Tıp, sadece `Tıp` değil. Dünya her yeni ilaç, aşı ya da tedavi yöntemi için `Acaba bu gerçekten işe yanyor mu yoksa ticari bir oyunla mı karşı karşıyayız` diye düşünüyor. Bence çok haklılar ve bu durum domuz gribi aşısı için de geçerli. Normalde insanların dünya çapında bir salgın varken ve `Neden aşı olamıyoruz, biz de aşı olmak istiyoruz` diye ortalığı ayağa kaldırmalan gerekirken bedava sunulan aşıya karşı büyük bir güvensizlik var ve buna Başbakanımız da dâhil... Sanırım fazla söze gerek yok.
Sonuçta hepimiz, kitabınızın kapağındaki tasvirde olduğu gibi —farklı türden de olsa— ilaç şişelerine hapsedilmiş durumda mıyız?
Kitabın kapağında gördüğünüz ilaç şişesinin içine hapsedilmiş olan ve önüne konan haplan yutmaya zorlanan kişi bir doktor da olabilir, profesör de, eczacı da, hemşire de. hastabakıcı da, sağlık bakanı da... İstisnasız hepimiz, ilaç endüstrisi tarafından böyle köşeye sıkıştınlmış veya şişeye tıkılmış durumdayız. Mesele budur.
AÇ KARNINA SİGARA İÇENLERDE KANSER RİSKİ YÜKSEK Aralık 05
ANKARA - Yataktan kalkar kalkmaz sigara yakanlarda nikotin seviyesinin çok daha yüksek olduğu bildirildi.
Amerikalı araştırmacılar, kahvaltı sonrasını beklemek yerine kalkar kalkmaz sigara içenlerdeki nikotin seviyesinin yüksekliğinin içtikleri sigara sayısından bağımsız olduğunu da belirttiler.
Araştırmacılar, tiryakilerde akciğer kanseri riskinin göstergesi sayılan, nikotinin bir yan ürünü olan kotinin seviyesini ölçtüler. Kahvaltı yapana kadar bekleyenlerde bu kimyasalın seviyesinin düşük olduğu belirlendi.
Araştırmacılar, sigaraya erken saatlerde başlayanların sigarayı bırakmak için de daha fazla yardıma ihtiyaç duyabildiklerini belirttiler.
Kaşınan gözlere dikkat Mayıs 13
Gözlerin kızarması, sulanması ve kaşıntı ile kendini gösteren “Allerjik konjonktivit” çok sık rastlanan bir göz rahatsızlığıdır.
Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi’nden Doç. Dr. Sinan Tatlıpınar, bir göz rahatsızlığı olan “Allerjik konjonktivit”e sık rastlandığını belirterek “Allerjik konjunktivitin tedavisinde genellikle kombine tedaviler uyguluyoruz ama temel prensip alerjiye neden olan etkenden uzak durmaktır” diyor.
Gözlerin kızarması, sulanması ve kaşıntı ile kendini gösteren “Allerjik konjonktivit” çok sık rastlanan bir göz rahatsızlığı. Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi’nden Doç. Dr. Sinan Tatlıpınar, “allerjik konjonktivit”i “göz kapaklarının içini ve gözün beyaz kısmını saran ve konjonktiva olarak isimlendirilen zarın allerjiye bağlı olarak gelişen iltihabıdır” diye tanımlıyor.
Dr.Tatlıpınar, gözün allerjik hastalıklarına sık rastlandığını belirterek “Aslında allerjik konjonktivit bir grup hastalığı tanımlayan genel bir terimdir. Alt tipleri arasında mevsimsel allerjik konjonktivit, pereniyal allerjik konjonktivit (uzun süreli allerjik konjonktivit), vernal keratokonjonktivit, atopik keratokonjonktivit ve dev papiller konjonktivit yer almaktadır” diyor.
Allerjik konjonktivitin
genellikle her iki gözü birlikte etkilediğini vurgulayan Dr.
Tatlıpınar, diğer belirtileri şöyle sıralıyor:
“Gözlerde kaşıntı ve
kızarıklık, gözde yanma hissi, gözkapaklarında şişme, gözlerde sulanma
genel belirtilerdir. Ancak türlerine göre bu belirtilerde değişiklik
olabilir. İleri durumlarda saydam tabakanın (kornea) etkilenmesi
halinde görme sorunlarına yol açabilir.”
Allerjik konjonktivit teşhisinin hastanın şikayetleri, dikkatli bir muayene ve bazı laboratuar incelemeleriyle konduğunu belirten Dr. Tatlıpınar, tedaviyle ilgili ise şunları söylüyor:
“Allerjik konjonktivitin tedavisinde prensip; eğer biliyorsak allerjiye neden olan etkenden uzak durmaktır. Genellikle kombine tedaviler uygulanmaktadır. Hastalığın tipine ve şiddetine göre allerjiyi önleyici antihistaminik damlalar ve gerektiğinde mutlaka doktor kontrolünde olmak üzere kortizon içeren ilaçlar kullanılmaktadır.”
Konjunktivitin Alt Tipleri
Mevsimsel ve pereniyal allerjik konjunktivit: Bu iki alerji tipi aynı gurupta toplanabilir. Her iki tipte de havada bulunan spesifik bir etkene karşı alerji gelişmektedir. Mevsimsel alerjik kojonktivit en sık rastlanan allerjik göz hastalığıdır. Tüm alerjik konjunktivit olgularının yaklaşık olarak yarısı bu guruptandır. Burada etken sıklıkla polenlerdir. İki taraflı göz yaşarması, kaşıntı, yanma hissi ve kızarıklık görülür. Göz kapakları hafif şişmiş olabilir, görme normaldir. Sıklıkla burun akıntısı, hapşırma, burunda tıkanıklık ve kaşıntı gibi allerjik rinit bulguları da eşlik eder.
Pereniyal yani uzun süreli alerjik konjunktivit yıl boyunca mevcuttur ve bu tipten başlıca ev tozu ve hayvan atıkları sorumludur. Bu tip daha az yaygın olup genellikle mevsimsel tipten daha az şiddetli biçimde ortaya çıkar.
Vernal keratokonjonktivit (Bahar Keratokonjonktiviti): Çocuk ve genç erişkinleri etkileyen bir allerjik konjunktivit tipidir. Ilık ve kuru iklimli bölgelerde daha sık ve şiddetli görülür. Erkeklerde daha sık görülmektedir. Ortaya çıkışı genellikle 5 yaşından sonradır ve genellikle ergenlik çağına gelindiğinde hastalık sonlanmaktadır. Hastalığın süresi nadiren 5–10 yılı geçer. Tipik olarak mevsimseldir ve ilkbahardan yaz sonuna kadar sürer.
Atopik
keratokonjonktivit: Körlük riskinin en fazla görüldüğü allerjik
konjonktivit formudur. Nadir olarak ve gençlerde görülür. Yirmili
yaşlar civarında başlar ve uzun yıllar devam eder. Atopi kişinin
alerjik bozukluk geliştir¬mesine yol açan kalıtımsal ve yapısal bir
özelliktir. Bu konjonktivit tipi astım, rinit, atopik dermatit, besin
allerjisi gibi atopi belirtileri gösteren kişilerde görülür. Göz
bulguları genellikle diğer atopik bulguların ortaya çıkmasından bir kaç
yıl sonra gelişir ve vernal keratokonjonktivite benzer şekildedir. Göz
kapakları sıklıkla tutulmuştur. Kapak cildi kızarık, kalınlaşmış ve pul
pul olmuştur. Kirpik dibi iltihabına sık olarak rastlanmaktadır.
Kapak iç kısımlarında yapışıklıklar, gözün kornea tabakasında anormal damarlanmalar, katarakt görülebilir.
Dev Papiller Konjunktivit: Bu hastalık kontakt lensler, kontakt lens temizlik veya bakım ürünlerine karşı gelişebilir. Üst kapağın altını döşeyen konjunktivada papilla denen kabarıklıklar mevcuttur. Hastalar kontakt lens taktıklarında rahatsız olduklarından yakınırlar. Bazen göz protezleri ve göze konulan dikişler de bu tabloyu oluşturabilmektedir. Tedavisinde bu tabloya yol açan etken ortadan kaldırılmalı ve alerjiyi önleyici ilaçlar kullanılmalıdır.
Bazen göze kullanılan ilaçlara, bu ilaçlar içerisindeki koruyucu maddelere veya kozmetik maddelere karşı gözde alerjik reaksiyon meydana gelebilmektedir.
Kupta Kıtır Ekmek Tatlısı Nisan 28
Malzemeler : 1 paket 1 paket tuzsuz kıtır ekmek
1 paket 1 paket sakızlı muhallebi
4 kaşık tereyağ
1 paket çikolata sos
Hazırlanışı:
Tüm kıtır ekmekleri kırın. Sakızlı muhallebiyi üzerindeki tariften yarım su bardağı daha eksik pişirin. Soğuduktan sonra tereyağını içine koyarak 5 dakika kadar çırpın. Daha sonra kıtır ekmekleri içine atıp, iyice harmanlayın. Bu karışımı kuplara koyun. Üzerine çikolata sosunu dökerek 1 gece dolapta beklettikten sonra servis yapın.
e-lezzet.com
Saçlara yaz bakımı Nisan 18
Cildimizin zaman içinde yaşlandığınız hepimiz biliyoruz. Bu yüzden oluşmaya başlayan ilk kırışıklıklarla etkili kozmetik silahlar yardımıyla savaşıyoruz. Maalesef yıllarla birlikte saçlarımızda da birtakım değişimler gözlemek mümkün; artık eskisi kadar hızlı uzamıyorlar ve teller giderek daha da inceliyor. Tüm bunların nedenleri çeşitli. Tıpkı cildimizde olduğu gibi saçlarımızda da hücre bölünmesi ve buna bağlı olarak yenilenme süreci yavaşlıyor. Yaşlanmayla birlikte ayrıca tek tek saç tellerinin sağlamlığı ve çapı azalıyor. Tabii pigmentasyon ve sıklığını da unutmamak gerekiyor. Bunun suçlularından biri şüphesiz değişim geçiren saç derisi. Tıpkı yüz ve vücut derisi gibi farklı stres faktörlerine maruz kalıyor; UV ışınları, dengesiz beslenme, hormonal değişimler ve yanlış bakım saçları tamamen zayıf hale getirebiliyor. Bu yüzden etkili anti-aging stratejileri ve birtakım saç stilleriyle saçlarınızın yaşınızı ele vermesini engelleyebilirsiniz.
ÇATLAKLARDAN NASIL KURTULALIM Nisan 18
Daha çok göğüs, karın ve bel çevresinde rastlanan çatlaklara çözüm arayan pek çok insan tedavi yöntemlerinin sınırlı sonuçlarından ötürü yeterli tatmin alamadıklarından şikayet ediyor. Ancak sevindirici olan, teknolojinin ilerleyişine bağlı olarak gelişen tedavi yöntemlerinin gerek çatlaklar gerekse vücut sarkmaları ve gevşemeleri konusunda son günlerde başarılı sonuçlar sağlaması.
Proteinde denge
Protein vücut sağlığımız için çok önemli bir yere sahip olsa da aldığımız besinlerde protein dengesi vücut için çok önemli bir faktör. Protein eksiği kadar unutulmaması gereken fazlasının da hasarlara neden olabileceği. Yüksek proteinli besinlerin yağı genellikle çok olduğundan kandaki yağ ve kolesterol oranı yükseliyor. Bu ise damar sertliği, kalp krizi, göğüs ve kalın bağırsak kanserlerine yol açabiliyor. Dokuların yenilenmesinde, yaraların kapanmasında saçta ve ciltte büyük rol oynayan protein eksiğinden kaçınmak kadar fazlasından da sakınmak gerekiyor.
Çatlak ve sarkmalara dalga boyunda çözüm
Uygulandığı bölgelerde 18 cm’e varan incelme sağlayan akustik dalga tedavisi, bir başka yönüyle vücut çatlakları ve gevşemelere hizmet ediyor. Güçlü basınç atılımı ile enerjiyi dokuya hiçbir zarar vermeden deri altına gönderen güçlü şiddetli akustik dalgalar her iki sorunun çözümünde etkili bir yer buluyor.
Cildin alt tabakasında bulunan fibroglaslara çarparak cildin elastik liflerinin sayısını artıran yöntem ciltte kalınlaşma ve elastikiyet artışını arttırarak çatlak görünümünü tedavi ediyor. Yöntemin cilt altı kas ve bağ dokusunu güçlendirme özelliği ise sarkma ve gevşeme problemlerine yönelik çözüm sunuyor. Kol, karın, basen ve dizüstü bölgelerinde sıkça karşılaşılan gevşemeler kas ve bağ dokusunun güçlenmesine bağlı olarak sıkılaşıyor. 6 ila 8 seans arasında uygulanan akustik dalga tedavisi hızlı çözüm arayışında olanlara önemli bir imkan sunuyor.






