| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

saglık

5 "kadın sağlığı" etiketi kullanan gönderi "kadın sağlığı" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Kadında 35 Yaş Bir Dönüm Noktası

 
kadin-womenKadınlar, 30’lu yaşlarda en çok, “Daha önce de aynı şeyleri yiyordum ve kilo almıyordum ama şimdi vücuduma bir şeyler oldu sanki... Kalınlaştım, yağlanmaya başladım” ifadelerini kullanır.

Dilara Koçak

Çünkü 30 yaşından sonra vücut her 10 yılda bir metabolik hızını yavaşlatır. Okul, master ve ilk çalışma heyecanının ardından, genelde bu yaşlarda kişiler iş ve özel hayatlarını düzene sokarlar. Bu düzenle birlikte, hareketsiz yaşam riski doğar. Öğrenciliğin ardından satın alma gücünün artması, dışarıda yenen yemekler, davetler ve sosyal çevreye bağımlı yaşama, kişilerin sağlıklarına göstermeleri gereken özeni gölgeleyebilir.

Kemiklerinize iyi bakın

Oysa 30’lu yaşlar hâlâ vücudunuza yatırım yapmanız için fırsatların kaçırılmadığı dönemdir. Özellikle kemikler açısından 25 - 35 yaş dönemi çok iyi değerlendirilmelidir. Osteoporoza karşı önlem almak için 35 yaşına kadar diyetle kalsiyum alımı çok önemlidir.
Anne olmak için de genelde çalışan kadınların tercihi 30’lu yaşlardır. Sağlıklı bebek sahibi olmak için vücuttaki depoları dolu tutmak, dengeli beslenmek ve egzersiz bu yaşlardan itibaren hayatın ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

Düzenli kontrol şart

Kanser görülme yaşının iyice düşmesi sebebiyle, jinekolojik muayeneler de mutlaka her yıl düzenli olarak yaptırılmalıdır.
Kişilerin belirgin bir şikâyetlerinin olmaması, onların sağlıklı olduğunu göstermez. Ailesinde şeker hastalığı, kalp, yüksek tansiyon, kanser öyküsü olanlar 30’lu yaşlardan itibaren düzenli sağlık muayenesi yaptırmalı. Düzensiz yaşam süren ve iyi beslenmeyip çok sık seyahat edenler, bu dönemde multivitamin kullanabilir. Gebeliğe hazırlık döneminde ise B grubu vitaminler, özellikle folik asit ve demir seviyelerine bakılarak destek alınmalıdır.

İyi bir gebelik için

İyi bir gebelik içinYüksek riskli gebelikler toplumda pek çok kadını ilgilendiren bir konu. Ancak uzman önerileriyle bu durumu risksiz atlatabilirsiniz.

 

Özellikle de diyabet, astım, tansiyon gibi birtakım kronik hastalıklara sahip olan ya da tüp bebek yöntemleriyle hamile kalmış kadınların hamilelikleri sağlıklı gebelere göre biraz daha zor geçebiliyor. Ancak burada korkulacak bir şey yok. Çünkü alınabilecek önlemler, gebelere uygun tedavi yöntemleri ve ilaçlar sayesinde pek çok risk ortadan kaldırılabiliyor. Hatta bazen sadece yaşam tarzında yapılan küçük değişiklikler bile bebekte ya da annede oluşabilecek sağlık sorunlarını önlemeye yetiyor. Bunun içinse hekimle iletişim içerisinde olmak, düzenli doktor kontrollerini ihmal etmemek ve riskleri oluşmadan önlemek çok önemli...

Kimler risk altında? Gebelik ne zaman riske girer? Riskli bir durumda ne yapmalı? Gebeler ilaç alabilir mi? Yüksek riskli gebeliklerle ilgili sorulara Anadolu Sağlık Merkezi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuri Ceydeli ile Op. Dr. Mete Bostancı yanıt verdi...

“Çoğul gebelik riskleri artırıyor”

Op. Dr. Nuri Ceydeli

• Tüp bebek yöntemiyle hamile kalanlarla, doğal yolla hamile kalan kadınların arasında risk açısında büyük fark var mı?

Pek yok. Ama çoğul gebelik olursa düşük gibi riskler artıyor tabii. Bebeklerin birbirinden etkilenme riski artıyor, gebeliğin takibindeki süreç zorlaşıyor, bebeğin anneye verdiği yüksek şeker ve tansiyon gibi yan etkiler artıyor. Tüp bebek hastaları genellikle ileri yaşta oldukları için genetik hastalıkların görülme riski de daha fazla oluyor. Ancak her ileri anne yaşında genetik sorun olacak diye de bir şey yok. Anneleri de korkutmamak lazım. Gereken kontroller ve önlemler alındığında sağlıklı bebeklere sahip olabilirler.

• Kronik bir hastalığı olan anne ne yapmalı? Gebelikte ilaçlarını kesiyor musunuz?

Pek çok kadın gebe kaldığında alması gereken bütün ilaçları kesiyor. Bu çok doğru değil. Eğer bırakılabilecek bir ilaç ise gebelikten bir süre önce bunların bırakılmasını öneriyoruz. Ancak alınabilecek ilaçları da doktoruna danışarak mutlaka almalı. Sağlıklı bir gebelik için önce annenin sağlıklı olması gerekiyor çünkü. Mesela tiroid hapları gebelik boyunca kullanılmalı. Bu haplar bırakıldığında bebeğin sağlığı tehlikeye girer. Mesela antidepresanlar gelişi güzel kesilmemeli.

• Antidepresanların zararı yok mu bebeğe?

Tabii ki var. Ama bu hastalarda zararı en az olan antidepresanlar seçiliyor. Kişiler ilaç seçimini mutlaka doktorlarıyla yapmalılar. Bebeğe en az zarar veren ilaçlar seçilmeli. Bazen antidepresan almamak, almaktan çok daha büyük zarar verebilir bebeğe. Hamilelerin kullanabileceği pek çok ilaç var.

• Riskli gebeliklerde annelere ne öneriyorsunuz?

Katı kurallar yok. Her gebeye farklı yaklaşıyoruz. Mesela tansiyon hastası bir kadının gebe kalmadan önce mutlaka tansiyonu düzenlenmeli. Hamile kaldıktan sonra da beslenmesini ve yaşam tarzını kontrol altına alıyoruz. Örneğin tuzsuz bir diyet, sakin, stresten uzak bir yaşantı önemli. Bazen hafif egzersiz de öneriyoruz. İlaçlarını ise mutlaka almaya devam etmeli. Şeker hastalarında da kan şekeri mutlaka kontrol altına alınmalı. Diyet çok önemli, mutlaka bir diyetisyen kontrolünde olunmalı. Düzensiz kan şekeri erken doğuma bile yol açabiliyor. Gebelik olmadan önce kişiler doktora gelmeli, hastalıklar ortaya konmalı ve gerekli önlemler alınmalı. Gebe kaldıktan sonra da bunlar daha özel bir ilgiyle takip edilmeli.

• Hamilelerin iş hayatını bırakmalarını öneriyor musunuz?

Eğer özel bir istirahat dönemi önerilmiyorsa hayır. Rahat, sizi çok fazla yormayan, severek gittiğiniz, çalışma saatleri düzgün bir işiniz varsa mutlaka çalışmanızı öneriyoruz. Ama stresli, koşuşturmalı, üzerinizde aşırı iş yükü olan bir işiniz varsa bu gebeliği olumsuz etkiler.


“Alınan önlemlerle gebelikte pek çok sorun önlenebiliyor”

Op. Dr. Mete Bostancı

• Yüksek riskli gebelikler denince akla aşırı kanamalar, tansiyon yüksekliği, kontrol altına alınamayan diyabet, hastada daha önce varolan ama gebelik sırasında kötüleşen diyabet, tiroid bozuklukları, büyük miyomlar, çeşitli kan hastalıkları ve kanserler gibi kronik hastalıklar; çoğul gebelikler, ileri anne yaş gebelikleri, bebekte görülen çeşitli anormallikler geliyor.

• Bir önceki gebelikte yaşanan erken doğum tehditleri, rahim ağzı yetmezlikleri, yaşanan düşükler bir sonraki gebelik için az miktarda olsa da var olan riski artırıyor. Bunların bir kısmı gebelik öncesi yapılan rutin muayeneler ve tetkikler sonucu ortaya konabilir. Bir kısmı ise ön görülemeden, gebelik esnasında ortaya çıkar veya daha ağırlaşır.


• Tüm bunlarla gebelikte mücadele etmek yerine, bunların gebelik planlandığı zaman ortaya konup kontrol altına alınması daha kolay. Tansiyon yüksekliği, kan şekeri seviyesindeki düzensizlikler, tiroid, kansızlık problemlerine erken yapılacak müdahaleler sayesinde gebelik daha konforlu ve güvenli geçirilir.

• Sıkı takip altında olmak, her zaman erken müdahale şansına sahip olmak anlamına geliyor. Birçok sistemik hastalık gebelikten iyi veya kötü yönde etkilenebiliyor. Gebe kalmadan önce birtakım rutin testler hastanın sahip olduğu temel riskler göz önüne alınarak mutlaka yapılmalı. Eğer gebeliğe sağlıklı bir hazırlık yapılırsa gebelik süresince her şey daha iyi gelişir.


• Gebelik oluştuktan sonra yapılacak rutin tarama testleriyle bebekte veya anne adayında görülebilecek problemler ortaya çıkarılabiliyor. İkili veya üçlü tarama testleri, detaylı ultrason incelemeleri ve rutin takip süreciyle oluşabilecek sorunlar yüzde 60-70 oranında azaltılabiliyor. Burada akılda tutulması gereken bir olay da hiçbir zaman sıfır risk diye bir şeyin olmadığıdır. Gebeliğin öğrenildiği andan, doğuma kadar geçen süreç içinde her türlü olayla karşılaşmak mümkün. Önemli olan bunların farkına varılıp profesyonel şekilde yönetilmesi. Ancak bu şekilde sağlıklı bir çocuğa sahip olunabilir.

Meme kanseri riski yaşlandıkça artıyor

Meme kanseri riski yaşlandıkça artıyorMeme kanserine yakalanma riskinin yaş ilerledikçe arttığı bildirildi.

 Füsun Sayek Kültür ve Sanat Etkinlikleri" için Hatay’a gelen Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Genel Sekreteri Prof. Dr. Şuayib Yalçın, yaptığı açıklamada, kadınlarda kanser ölümleri arasında meme kanserinin ilk sırada yer aldığını söyledi.

Yaş ilerledikçe meme kanserine yakalanma riskinin artığını ifade eden Yalçın, şöyle devam etti: "Her yıl dünyada 1 milyondan fazla, Türkiye’de de yaklaşık 150 bin kişi meme kanserine yakalanıyor. Ayrıca yılda toplam 7 milyon 600 bin kadını kanser nedeniyle kaybediyoruz. 40-49 yaş arasında her 66 kadından 1’inde, 50-59 yaş arasında da her 40 kadından 1’inde meme kanserine yakalanma riski var. Bu risk yaş ilerledikçe daha da artmakta. Avrupa’da meme kanserinin daha yaygın olmasının nedeni de bu. Türkiye’de kadınların çalışma hayatına girmesi,doğurganlığın azalması nedeniyle gelecekte kansere yakalananların sayısında bir artış bekleniyor.

Şu an Avrupa’da 8, Türkiye’de de her 12 kadından 1’inin meme kanserine yakalanma riski var. Ancak Türkiye’de kadınların yaşam standartlarıyla ilgili bir takım önlemler alınmazsa bu risk artabilir ve Avrupa’nın önüne geçebiliriz."

Kadınların meme kanseri riskine karşı alışkanlıklarına dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Yalçın, "Türkiye’de nüfus hızla yaşlanıyor. Yaşlanma meme kanserine yakalanma riskini de beraberinde getiriyor. Bu hastalığa karşı riski azaltmak için beslenme alışkanlıkları ve sporla kadınlarımızı daha sağlıklı yaşlandırmalıyız" diye konuştu.

- "KENDİ KENDİNE MUAYENE" -

Kadınların meme kanseri konusunda çok bilinçli davranması gerektiğini vurgulayan Yalçın, "20’li yaşlardan itibaren her kadının kendi kendine muayene yapması gerekiyor. Çok basit olan erken tanı yöntemiyle kadınlar baş belası olarak düşünülen meme kanserinden korunabilirler. Ancak bazı kadınlar, kendi kendine muayenede eline kitle gelmesine rağmen, utandıkları için hekime başvurmuyor. Bu da hastalığın tüm vücuda yayılmasına, tedavi için çok geç kalınmasına neden olabiliyor" dedi.

Yalçın, kadınların 40’lı yaşlardan itibaren de yılda bir kez mamografi çektirmesi gerektiğini kaydetti. Yalçın 12 ilde kurulan Kanser Erken Teşhis ve Tarama Merkezlerinde (KETEM) mamografinin ücretsiz çekildiğini, ayrıca kurum olarak da çeşitli kampanyalar düzenlediklerini belirterek, kadınların takibi elden bırakmaması gerektiğini söyledi.

- "ERKEKLER DE RİSK ALTINDA" -

Meme kanserinin sadece kadınlara özgü bir hastalık olmadığını belirten Yalçın, erkeklerin de bu konuda dikkatli olması gerektiğini söyledi. Erkeklerden meme kanserinin daha tehlikeli olduğuna dikkati çeken Yalçın, "erkeklerde meme dokusu olmadığı için hastalık tüm vücuda daha hızlı yayılır. Bu nedenle kadınların aksine erkeklerde geri dönüşü zor sonuçlarla karşılaşabiliyoruz. Meme kanseri konusunda erkeklerin de kadınlar kadar dikkatli olması, kendi kendine muayene yapmaları önemli" görüşünü ifade etti

Migren ve meme kanseri

Migren ve meme kanseriAmerikalı araştırmacılar, migreni olan kadınların meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 30 az olduğunu ileri sürdü.

Araştırmacılar, bu araştırmayla meme kanseri ile migren arasındaki ilişkinin ilk kez incelendiğini ve sonuçlarının, kadınlarda meme kanseri riskini azaltmak için yeni yollar açabileceğini ifade etti.

Seattle kentindeki Fred Hutchinson Kanser Araştırmaları Merkezi’nden doktor Christopher Li, genelde migren geçmişi olan kadınlarda, hiç olmayanlara nazaran meme kanseri riskinin yüzde 30 düşük olduğunu bulduklarını ifade etti.

Seattle bölgesinde menopoz sonrası meme kanserine yakalanan 1.938 ve meme kanserine yakalanmamış 1.474 kadın üzerinde yaptıkları iki çalışmayı analiz eden Li ve meslektaşları, bu kadınlardan migren teşhisi konmuş olanlarda meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 30 az olduğunu buldu.

Migren geçmişi olan kadınlarda meme kanseri riskinin az olmasının nedeni tam olarak açıklanamasa da, Li ve meslektaşları, bunda hormonların rol oynadığını tahmin ediyor.

Li, araştırma sonuçlarının dikkatli yorumlanması gerektiğini ve bu sonuçların meme kanseri riskinde olası bir yeni faktöre işaret ettiği uyarısında bulundu.

Her yıl mammografi çekilmeli

Her yıl mammografi çekilmeliMeme kanserine erken tanı konabilmesi içinse 40 yaşından sonra her kadının düzenli olarak mammografi çektirmesi çok önemli. Eğer özel bir riskiniz varsa doktor kontrollerine daha sık gitmelisiniz. Özellikle de anne ya da teyze gibi yakınlarınızda meme kanserine rastlanmışsa sağlığınızı ve tarama testlerini daha da ciddiye almalısınız...
Anadolu Sağlık Merkezi Tıbbi Hizmetler Direktörü, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı meme kanseriyle ilgili soruları yanıtladı...

• Meme kanseri nedir?
Dokuları ve organlarımızı oluşturan hücrelerin genetik yapıları farklı nedenlerden dolayı bozulduğunda, bu hücreler amaç dışı ve kontrolsüz çoğalmaya başlayabiliyor ve sonuçta kitle ya da urlar oluşturabiliyorlar. Bu hücreler ve sonuçta urlar “kötü huylu” ise, yani tümör “kanser” ise, hücreler ana tümörden kopup vücudun başka yerlerine de gidebiliyor ve metastaz denilen ikincil tümörleri oluşturabiliyorlar. Meme kanserinde de hücreler kontrolsüz bir şekilde çoğalarak kitle oluşumuna yol açıyorlar ve belli bir aşamada vücudun başka yerlerinde de metastazlara neden oluyorlar.

• Meme kanseri ne kadar yaygın?

Meme kanseri deri kanserlerinden sonra kadınlarda en sık görülen kanser. Kansere bağlı ölüm nedenlerine bakılırsa ilk sırada görülen akciğer kanseri. İkinci sırada ise kadınlarda meme kanseri geliyor. Yeni doğmuş bir kız çocuğunun ömrü boyunca meme kanserine yakalanma riski yaklaşık yüzde 13’tür. Bu yüksek bir oran.

• Erken tanı için ne yapmalı?

Meme kanseri riski yaşla birlikte artar. Düzenli hekim kontrolleri için anlamlı yaş sınırı 40-45 yaşlar arası. Önerimiz, 40 yaşından sonra her yıl muayene, mammografi ve ultrasonografi çekilmesi. Ancak kişide özel bir risk varsa daha sık doktor kontrolüne gidilmeli. Memenin yapısı nedeniyle bazen mammografi fazla bir bilgi veremiyor ve bu durumlarda MR çekerek izlemek gerekebiliyor.

• Mammografi ne kadar değerli?

Mammografi bugün için meme kanseri açısından en değerli tarama testidir. Ne varki, bütün tümörler mammografide görülmeyebiliyor. Bazen memede tümör olmasına rağmen mammografi tamamen “normal” çıkabiliyor. Yani, mammografide bir şey çıkmayınca bu her zaman “Meme kanseri değilsiniz” anlamına gelmiyor. Mammografinin yanında olanak varsa bence  ultrasonografi de çekilmeli. Mammografinin tümörleri görme oranı yaklaşık yüzde 85. Bazen mammografi teknik nedenlerle de verimli olmuyor, aradıklarımızı göremiyoruz; bu durumda MR gibi alternatif yöntemleri kullanıyoruz.

“Memeyi ameliyatla almaktan değil, korumaktan yanayız”

• Ne zaman meme kanserinden şüphelenmeli?

Kadınların kendilerini muayene etmeleri ve herhangi bir kitle hissettiklerinde doktora başvurmaları çok önemli. Esas olarak memede, bazen de koltuk altında kitle farkedilebilir. Meme başından gelen kanlı akıntı, ileri evrelerde portakal kabuğu gibi deride ödem, meme derisinin içeri doğru çekilmesi gibi belirtiler görülebiliyor. Ancak önemli olan, hiçbir şikayet ve belirti olmadan tarama testlerinde kanseri daha çok küçükken yakalayabilmek. Düzenli kontrollerin bu nedenle önemi büyük.

• Kimler risk altında?

40 yaşından sonra bu hastalığa yakalanma riski artıyor ve yaş ile birlikte bu oran yükseliyor. Meme kanserlerinin yaklaşık yüzde 10’u genetik. Hastalık özellikle anne, teyze ya da kız kardeşte varsa, bu konuda daha duyarlı olmak ve doktor kontrollerini ihmal etmemek gerekiyor.

• Memesinde bir kitle fark eden genellikle kadın doğum uzmanına gidiyor...

Pek doğru değil. Bir genel cerraha başvurulmalı. Jinekolog kontrol amaçlı meme muayenesi yapabilir kuşkusuz. Ancak bir hastalık belirtisi ya da bir şikayet olduğunda genel cerrahiye gidilmeli.

• Hemen ameliyat mı gerekir?

Önce tanı koymak, sonra da – kanser ise – hastalığın yaygınlığını saptamak gerekiyor. Bunun için dokudan örnek almak şart. Kanserin tipi ve evresi belirlendikten sonra genellikle ilk aşama olarak tümörün cerrahi olarak çıkarılması gerekiyor. Bu aşamada ise tek bir cerrahi yöntem yok. Yöntemi hastalığın evresine göre, yani tümörün büyüklüğüne ve yaygınlığına, hastanın tedavi süreçleriyle ilgili tercihlerine göre belirleyebiliyoruz. Biz genellikle memeyi almaktan değil, korumaktan yanayız. Hedefimiz, memenin bütününü çıkarmak değil, uygun kurallarla sadece tümörü çıkarmak. Ancak bazen bu mümkün olmayabiliyor.

• Emzirmek meme kanseri riskini düşürür mü?

Bir kadın için emzirmesi ya da emzirmemesi meme kanserine yakalanmak açısından özel bir risk faktörü oluşturmuyor. Yani bireylerin taranması kuralları değiştirmiyor. Bunun gibi, büyük kitleler ve toplumlar için saptanabilen, akademik değeri olan farklılıklar olabilir. Fakat birey için bunlar anlamlı değil. Örneğin, meme kanserine yakalanma oranınızın yüzde 10’dan 10 buçuğa çıkması sizin için bir şey ifade etmez. Kadınlar şunu bilmeli: Gerçek riski artıran, ailede, anne tarafında yoğunlaşmış meme kanseridir. Diğer, en önemli risk kadın olmaktır.

anadolusaglik.org

YASAL UYARI:saglikhaberleri.bloggum.com bilgiler sadece bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir zaman bu bilgiler tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.