| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

saglık

16 "milliyet haber" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"milliyet haber" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Şişmanlığın Çözümü Beyinde

şişmanlıkUzmanlar fazla kiloların insanların hayatını etkileyip, ölümcül hastalıklara yol açıtığını belirtirken, obezite hastalığının çözümünün ise beyinde gerçekleştiğini ifade ediyorlar.

Gazi  Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İlhan Yetkin, şişmanlığın (obezite) dünyada çağın hastalığı haline geldiğini belirterek, “Fazla kilolar insanların hayatını etkileyip, ölümcül hastalıklara yol açıyor. Obezite hastalığının çözümü ise beyinde gerçekleşiyor” dedi.
Çubuk Kaymakamlığı ve Gazi Üniversitesi'nce Çubuk Kampusü'nde yapılan ‘Obezite Sempozyumu’nda Prof. Dr. İlhan Yetkin ile Gazi Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinoz birer konuşma yaptı. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin 30'uncu kuruluş yıldönümüne denk gelen sempozyumda öğretim üyesi olan Prof. Dr. İlhan Yetkin, “Toplumda uçuşan asılsız bilgiler, obezitenin başlıca düşmanı. Beynin üçte bir kısmının yemek ve iştaha ayrılmış olması ile açlık ve tokluk ilişkilerinin iyi ayarlanması gerekmektedir. Ölümle sonuçlaran vakalara kadar ulaşan obezite, tüm dünyada çağın hastalığı haline gelmiştir. Kalp ve damar sertliği, kolesterol, hipertansiyon ve erkeklerde prostat kanserine neden oluyor” dedi.

Erkeklerde bel kalınlığının 102, kadınlarda ise 82 olması halinin obezite kapsamına girdiğini de belirten Prof. Dr. İlhan yetkin, “Şişmanlık olayının karından yağ aldırmak ile çözülmesi mümkün değildir. Bu yanlış bir uygulamadır. Deri altından alınan beyaz yağlar şişmanlığı önlemez. Beyindeki iştah açıcı hücreleri kontrol altında tutmak, obezite ile en ideal mücadele yoludur. Obeziteyi önlemek için günlük kalori tüketiminin bilinci topluma yerleşmesi gereklidir. Fazla kilolar, insan hayatı ile birlikte yaşam kalitesini de bozmaktadır. Bu nedenle özellikle orta yaş grubundan itibaren yağ, şeker ve unlu mamullerden uzak durmamız gerekmektedir” dedi.

Kadında 35 Yaş Bir Dönüm Noktası

 
kadin-womenKadınlar, 30’lu yaşlarda en çok, “Daha önce de aynı şeyleri yiyordum ve kilo almıyordum ama şimdi vücuduma bir şeyler oldu sanki... Kalınlaştım, yağlanmaya başladım” ifadelerini kullanır.

Dilara Koçak

Çünkü 30 yaşından sonra vücut her 10 yılda bir metabolik hızını yavaşlatır. Okul, master ve ilk çalışma heyecanının ardından, genelde bu yaşlarda kişiler iş ve özel hayatlarını düzene sokarlar. Bu düzenle birlikte, hareketsiz yaşam riski doğar. Öğrenciliğin ardından satın alma gücünün artması, dışarıda yenen yemekler, davetler ve sosyal çevreye bağımlı yaşama, kişilerin sağlıklarına göstermeleri gereken özeni gölgeleyebilir.

Kemiklerinize iyi bakın

Oysa 30’lu yaşlar hâlâ vücudunuza yatırım yapmanız için fırsatların kaçırılmadığı dönemdir. Özellikle kemikler açısından 25 - 35 yaş dönemi çok iyi değerlendirilmelidir. Osteoporoza karşı önlem almak için 35 yaşına kadar diyetle kalsiyum alımı çok önemlidir.
Anne olmak için de genelde çalışan kadınların tercihi 30’lu yaşlardır. Sağlıklı bebek sahibi olmak için vücuttaki depoları dolu tutmak, dengeli beslenmek ve egzersiz bu yaşlardan itibaren hayatın ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

Düzenli kontrol şart

Kanser görülme yaşının iyice düşmesi sebebiyle, jinekolojik muayeneler de mutlaka her yıl düzenli olarak yaptırılmalıdır.
Kişilerin belirgin bir şikâyetlerinin olmaması, onların sağlıklı olduğunu göstermez. Ailesinde şeker hastalığı, kalp, yüksek tansiyon, kanser öyküsü olanlar 30’lu yaşlardan itibaren düzenli sağlık muayenesi yaptırmalı. Düzensiz yaşam süren ve iyi beslenmeyip çok sık seyahat edenler, bu dönemde multivitamin kullanabilir. Gebeliğe hazırlık döneminde ise B grubu vitaminler, özellikle folik asit ve demir seviyelerine bakılarak destek alınmalıdır.

İyi bir gebelik için

İyi bir gebelik içinYüksek riskli gebelikler toplumda pek çok kadını ilgilendiren bir konu. Ancak uzman önerileriyle bu durumu risksiz atlatabilirsiniz.

 

Özellikle de diyabet, astım, tansiyon gibi birtakım kronik hastalıklara sahip olan ya da tüp bebek yöntemleriyle hamile kalmış kadınların hamilelikleri sağlıklı gebelere göre biraz daha zor geçebiliyor. Ancak burada korkulacak bir şey yok. Çünkü alınabilecek önlemler, gebelere uygun tedavi yöntemleri ve ilaçlar sayesinde pek çok risk ortadan kaldırılabiliyor. Hatta bazen sadece yaşam tarzında yapılan küçük değişiklikler bile bebekte ya da annede oluşabilecek sağlık sorunlarını önlemeye yetiyor. Bunun içinse hekimle iletişim içerisinde olmak, düzenli doktor kontrollerini ihmal etmemek ve riskleri oluşmadan önlemek çok önemli...

Kimler risk altında? Gebelik ne zaman riske girer? Riskli bir durumda ne yapmalı? Gebeler ilaç alabilir mi? Yüksek riskli gebeliklerle ilgili sorulara Anadolu Sağlık Merkezi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuri Ceydeli ile Op. Dr. Mete Bostancı yanıt verdi...

“Çoğul gebelik riskleri artırıyor”

Op. Dr. Nuri Ceydeli

• Tüp bebek yöntemiyle hamile kalanlarla, doğal yolla hamile kalan kadınların arasında risk açısında büyük fark var mı?

Pek yok. Ama çoğul gebelik olursa düşük gibi riskler artıyor tabii. Bebeklerin birbirinden etkilenme riski artıyor, gebeliğin takibindeki süreç zorlaşıyor, bebeğin anneye verdiği yüksek şeker ve tansiyon gibi yan etkiler artıyor. Tüp bebek hastaları genellikle ileri yaşta oldukları için genetik hastalıkların görülme riski de daha fazla oluyor. Ancak her ileri anne yaşında genetik sorun olacak diye de bir şey yok. Anneleri de korkutmamak lazım. Gereken kontroller ve önlemler alındığında sağlıklı bebeklere sahip olabilirler.

• Kronik bir hastalığı olan anne ne yapmalı? Gebelikte ilaçlarını kesiyor musunuz?

Pek çok kadın gebe kaldığında alması gereken bütün ilaçları kesiyor. Bu çok doğru değil. Eğer bırakılabilecek bir ilaç ise gebelikten bir süre önce bunların bırakılmasını öneriyoruz. Ancak alınabilecek ilaçları da doktoruna danışarak mutlaka almalı. Sağlıklı bir gebelik için önce annenin sağlıklı olması gerekiyor çünkü. Mesela tiroid hapları gebelik boyunca kullanılmalı. Bu haplar bırakıldığında bebeğin sağlığı tehlikeye girer. Mesela antidepresanlar gelişi güzel kesilmemeli.

• Antidepresanların zararı yok mu bebeğe?

Tabii ki var. Ama bu hastalarda zararı en az olan antidepresanlar seçiliyor. Kişiler ilaç seçimini mutlaka doktorlarıyla yapmalılar. Bebeğe en az zarar veren ilaçlar seçilmeli. Bazen antidepresan almamak, almaktan çok daha büyük zarar verebilir bebeğe. Hamilelerin kullanabileceği pek çok ilaç var.

• Riskli gebeliklerde annelere ne öneriyorsunuz?

Katı kurallar yok. Her gebeye farklı yaklaşıyoruz. Mesela tansiyon hastası bir kadının gebe kalmadan önce mutlaka tansiyonu düzenlenmeli. Hamile kaldıktan sonra da beslenmesini ve yaşam tarzını kontrol altına alıyoruz. Örneğin tuzsuz bir diyet, sakin, stresten uzak bir yaşantı önemli. Bazen hafif egzersiz de öneriyoruz. İlaçlarını ise mutlaka almaya devam etmeli. Şeker hastalarında da kan şekeri mutlaka kontrol altına alınmalı. Diyet çok önemli, mutlaka bir diyetisyen kontrolünde olunmalı. Düzensiz kan şekeri erken doğuma bile yol açabiliyor. Gebelik olmadan önce kişiler doktora gelmeli, hastalıklar ortaya konmalı ve gerekli önlemler alınmalı. Gebe kaldıktan sonra da bunlar daha özel bir ilgiyle takip edilmeli.

• Hamilelerin iş hayatını bırakmalarını öneriyor musunuz?

Eğer özel bir istirahat dönemi önerilmiyorsa hayır. Rahat, sizi çok fazla yormayan, severek gittiğiniz, çalışma saatleri düzgün bir işiniz varsa mutlaka çalışmanızı öneriyoruz. Ama stresli, koşuşturmalı, üzerinizde aşırı iş yükü olan bir işiniz varsa bu gebeliği olumsuz etkiler.


“Alınan önlemlerle gebelikte pek çok sorun önlenebiliyor”

Op. Dr. Mete Bostancı

• Yüksek riskli gebelikler denince akla aşırı kanamalar, tansiyon yüksekliği, kontrol altına alınamayan diyabet, hastada daha önce varolan ama gebelik sırasında kötüleşen diyabet, tiroid bozuklukları, büyük miyomlar, çeşitli kan hastalıkları ve kanserler gibi kronik hastalıklar; çoğul gebelikler, ileri anne yaş gebelikleri, bebekte görülen çeşitli anormallikler geliyor.

• Bir önceki gebelikte yaşanan erken doğum tehditleri, rahim ağzı yetmezlikleri, yaşanan düşükler bir sonraki gebelik için az miktarda olsa da var olan riski artırıyor. Bunların bir kısmı gebelik öncesi yapılan rutin muayeneler ve tetkikler sonucu ortaya konabilir. Bir kısmı ise ön görülemeden, gebelik esnasında ortaya çıkar veya daha ağırlaşır.


• Tüm bunlarla gebelikte mücadele etmek yerine, bunların gebelik planlandığı zaman ortaya konup kontrol altına alınması daha kolay. Tansiyon yüksekliği, kan şekeri seviyesindeki düzensizlikler, tiroid, kansızlık problemlerine erken yapılacak müdahaleler sayesinde gebelik daha konforlu ve güvenli geçirilir.

• Sıkı takip altında olmak, her zaman erken müdahale şansına sahip olmak anlamına geliyor. Birçok sistemik hastalık gebelikten iyi veya kötü yönde etkilenebiliyor. Gebe kalmadan önce birtakım rutin testler hastanın sahip olduğu temel riskler göz önüne alınarak mutlaka yapılmalı. Eğer gebeliğe sağlıklı bir hazırlık yapılırsa gebelik süresince her şey daha iyi gelişir.


• Gebelik oluştuktan sonra yapılacak rutin tarama testleriyle bebekte veya anne adayında görülebilecek problemler ortaya çıkarılabiliyor. İkili veya üçlü tarama testleri, detaylı ultrason incelemeleri ve rutin takip süreciyle oluşabilecek sorunlar yüzde 60-70 oranında azaltılabiliyor. Burada akılda tutulması gereken bir olay da hiçbir zaman sıfır risk diye bir şeyin olmadığıdır. Gebeliğin öğrenildiği andan, doğuma kadar geçen süreç içinde her türlü olayla karşılaşmak mümkün. Önemli olan bunların farkına varılıp profesyonel şekilde yönetilmesi. Ancak bu şekilde sağlıklı bir çocuğa sahip olunabilir.

Meme kanseri riski yaşlandıkça artıyor

Meme kanseri riski yaşlandıkça artıyorMeme kanserine yakalanma riskinin yaş ilerledikçe arttığı bildirildi.

 Füsun Sayek Kültür ve Sanat Etkinlikleri" için Hatay’a gelen Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Genel Sekreteri Prof. Dr. Şuayib Yalçın, yaptığı açıklamada, kadınlarda kanser ölümleri arasında meme kanserinin ilk sırada yer aldığını söyledi.

Yaş ilerledikçe meme kanserine yakalanma riskinin artığını ifade eden Yalçın, şöyle devam etti: "Her yıl dünyada 1 milyondan fazla, Türkiye’de de yaklaşık 150 bin kişi meme kanserine yakalanıyor. Ayrıca yılda toplam 7 milyon 600 bin kadını kanser nedeniyle kaybediyoruz. 40-49 yaş arasında her 66 kadından 1’inde, 50-59 yaş arasında da her 40 kadından 1’inde meme kanserine yakalanma riski var. Bu risk yaş ilerledikçe daha da artmakta. Avrupa’da meme kanserinin daha yaygın olmasının nedeni de bu. Türkiye’de kadınların çalışma hayatına girmesi,doğurganlığın azalması nedeniyle gelecekte kansere yakalananların sayısında bir artış bekleniyor.

Şu an Avrupa’da 8, Türkiye’de de her 12 kadından 1’inin meme kanserine yakalanma riski var. Ancak Türkiye’de kadınların yaşam standartlarıyla ilgili bir takım önlemler alınmazsa bu risk artabilir ve Avrupa’nın önüne geçebiliriz."

Kadınların meme kanseri riskine karşı alışkanlıklarına dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Yalçın, "Türkiye’de nüfus hızla yaşlanıyor. Yaşlanma meme kanserine yakalanma riskini de beraberinde getiriyor. Bu hastalığa karşı riski azaltmak için beslenme alışkanlıkları ve sporla kadınlarımızı daha sağlıklı yaşlandırmalıyız" diye konuştu.

- "KENDİ KENDİNE MUAYENE" -

Kadınların meme kanseri konusunda çok bilinçli davranması gerektiğini vurgulayan Yalçın, "20’li yaşlardan itibaren her kadının kendi kendine muayene yapması gerekiyor. Çok basit olan erken tanı yöntemiyle kadınlar baş belası olarak düşünülen meme kanserinden korunabilirler. Ancak bazı kadınlar, kendi kendine muayenede eline kitle gelmesine rağmen, utandıkları için hekime başvurmuyor. Bu da hastalığın tüm vücuda yayılmasına, tedavi için çok geç kalınmasına neden olabiliyor" dedi.

Yalçın, kadınların 40’lı yaşlardan itibaren de yılda bir kez mamografi çektirmesi gerektiğini kaydetti. Yalçın 12 ilde kurulan Kanser Erken Teşhis ve Tarama Merkezlerinde (KETEM) mamografinin ücretsiz çekildiğini, ayrıca kurum olarak da çeşitli kampanyalar düzenlediklerini belirterek, kadınların takibi elden bırakmaması gerektiğini söyledi.

- "ERKEKLER DE RİSK ALTINDA" -

Meme kanserinin sadece kadınlara özgü bir hastalık olmadığını belirten Yalçın, erkeklerin de bu konuda dikkatli olması gerektiğini söyledi. Erkeklerden meme kanserinin daha tehlikeli olduğuna dikkati çeken Yalçın, "erkeklerde meme dokusu olmadığı için hastalık tüm vücuda daha hızlı yayılır. Bu nedenle kadınların aksine erkeklerde geri dönüşü zor sonuçlarla karşılaşabiliyoruz. Meme kanseri konusunda erkeklerin de kadınlar kadar dikkatli olması, kendi kendine muayene yapmaları önemli" görüşünü ifade etti

Boğaz ağrısı şekerle geçebiliyor

Boğaz ağrısı şekerle geçebiliyor

Fransız "Prescrire" tıp dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, sert şekerleri emerken tükürük bezleri harekete geçiyor, dolayısıyla yutkunma artıyor, şekerlerin yanındaysa sıcak içecekler içmek boğaz ağrısını gidermekte yeterli bir yöntem.

Larenjit, farenjit, anjin gibi sık sık rastlanan boğazla ilgili hastalıkların birkaç gün içinde kendi kendine geçtiğini ve ilaçlarla tedavi edilmesine gerek olmadığını belirten araştırmacılar, vakaların yüzde 90’ının virüse bağlı boğaz iltihabı olduğunu, bunun da antibiyotikler, kortizonlu veya iltihap önleyici ilaçları kullanmayı gerektirmediğine dikkati çekti.

1150 kişi üzerinde yapılan 4 araştırmanın sonuçlarına göre bilim adamları, pastiller, şuruplar ya da antimikrop, antiseptik içeren ilaçların, şeker, bal ya da sıcak içeceklerle kıyaslandığında elle tutulur yararı bulunmadığını vurguladı.

Araştırmaya katılanlardan rastgele seçilen bir grup, 2-3 gün boyunca ambroksol içeren pastilden günde en fazla 6 tane olmak üzere aldı, diğer grubaysa placebo (sahte ilaç) verildi. Araştırmaların sonunda, placebo pastillerin etkisi 2 yetişkin hastadan birinde "iyi" ya da "çok iyi" olarak değerlendirildi. Bununla beraber 12 yaşın üzerindeki gençlerde ambroksol içeren pastil ve placebo pastilin etkisi arasında fark görülmedi.

Araştırmacılar, boğaz ağrısının sadece birkaç gün sürdüğünü, sıcak içeceklerin virüslerin çoğalmasını sınırlandırdığını şekerlerinse tükürük bezlerini harekete geçirdiğini belirterek önerilerde bulundu:

"Boğazınızın iki tarafı ağrıyorsa sert şekerlerden emin. Normalde belirtiler 4-5 güne kadar geçecektir. Bu süre zarfında doktorunuza telefonla durumunuz hakkında bilgi verebilirsiniz. Vakaların yüzde 10’unda iltihap bakteri kökenlidir ve antibiyotikle tedavi edilmesi gerekir. Eğer belirtileriniz aynı şekilde 5 günden uzun sürüyorsa ya da kulak ağrısı gibi yeni bir gelişme söz konusuysa doktora gidin."

Migren ve meme kanseri

Migren ve meme kanseriAmerikalı araştırmacılar, migreni olan kadınların meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 30 az olduğunu ileri sürdü.

Araştırmacılar, bu araştırmayla meme kanseri ile migren arasındaki ilişkinin ilk kez incelendiğini ve sonuçlarının, kadınlarda meme kanseri riskini azaltmak için yeni yollar açabileceğini ifade etti.

Seattle kentindeki Fred Hutchinson Kanser Araştırmaları Merkezi’nden doktor Christopher Li, genelde migren geçmişi olan kadınlarda, hiç olmayanlara nazaran meme kanseri riskinin yüzde 30 düşük olduğunu bulduklarını ifade etti.

Seattle bölgesinde menopoz sonrası meme kanserine yakalanan 1.938 ve meme kanserine yakalanmamış 1.474 kadın üzerinde yaptıkları iki çalışmayı analiz eden Li ve meslektaşları, bu kadınlardan migren teşhisi konmuş olanlarda meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 30 az olduğunu buldu.

Migren geçmişi olan kadınlarda meme kanseri riskinin az olmasının nedeni tam olarak açıklanamasa da, Li ve meslektaşları, bunda hormonların rol oynadığını tahmin ediyor.

Li, araştırma sonuçlarının dikkatli yorumlanması gerektiğini ve bu sonuçların meme kanseri riskinde olası bir yeni faktöre işaret ettiği uyarısında bulundu.

Çizgilerle Ruh Tedavisi

Çizgilerle Ruh Tedavisi

Çizgilerin sanatı olan resimle panik atak, depresyon, şizofren, kanser, alkolik, özgüven eksikliği ve ergenlik sorunları gibi ruh sağlığı problemli hastalar tedavi ediliyor.

 İsviçre’de 6 yıl resim ve sanat terapisi üzerine aldığı eğitimle uzmanlaşan Emine Bauer Burkay, çizgilerin sanatı olan resimle panik atak, depresyon, şizofren, kanser, alkolik, özgüven eksikliği ve ergenlik sorunları gibi ruh sağlığı problemli hastaları tedavi ediyor.

Burkay, 1981 yılında okumak amacıyla İsviçre’ye yerleştiğini ve ardından 6 yıl süresince resim ve sanat terapisi
üzerine eğitim aldığını belirtti.

1999 yılından bu yana göl kıyısındaki kliniğinde her yaş ve sosyal gruptan insanı resimle terapi yöntemiyle tedavi ettiğini dile getiren Burkay, resimle terapi yöntemini, insanın sözle anlatamayacağı duygularını ve düşüncelerini çizgilerin sanatı olan resimle dışa vurumu olarak tanımladı.

Resimle terapinin tamamen spontane geliştiğini ve anlık ortaya çıkan resimlerin kişinin kendisine yazdığı mektuplar olduğu kaydeden Burkay, bu alanın çok geniş olduğunu, Amerika ve Avrupa’da çok uzun yıllar öncesinde tedavi amaçlı kullanılmaya başlandığını anlattı.

Aslında sanatın içine giren her şeyin iyileştirici bir etkisinin olduğunu savunan Burkay, bu tedavinin insanın kendisini keşfetmesi ve tanımasını, günlük yaşamını kolaylaştırmasını, kişinin yeteneğinin farkına vararak özüne ulaşmasını, kişinin içindeki çelişkileri görmesi, gerginlikleri azaltması, yeni enerjiler uyandırma ve özgüvenin artmasını sağladığını kaydetti.

-HER RENGİN VE ŞEKLİN ANLAMI-

Panik atak, manik depresif, depresyon, şizofreni, psikoz, kanser, alkolizm, özgüven eksikliği, ergenlik sorunları, hayata pozitif bakmak, ruhsal ve bedensel sağlıklarını korumak, günlük yaşam motivasyonu kazanmak, kendine sevgi, saygı ve anlayışla yaklaşmayı öğrenmeyi ve yakınını kaybedenlerin yaşadığı travmayı atlatmak isteyenlerin tedaviye geldiğini ifade eden Burkay, klinikte yapılan tedaviyi şöyle anlattı:

"Tedavi amaçlı bize gelen kişiyi ilk seansta sakin bir odaya alarak 15 dakika tek başına kalarak resim çizmesini istiyoruz. Ardından bir kağıda resminde neler anlatmak istediğini yazıyor. Daha sonra kendisiyle sorunlarına ilişkin sohbetler yaparak onları aşmasına çalışıyoruz. Hastalığın şiddetine göre tedavi süresi değişebiliyor. Tedavideki temel noktamız kişinin iyileşmesini istemesi ve sorumluluk alması. Tedavide aldığı kazanımları günlük hayatına aktarması çok önemli. Kişi burada özgüvenini ve kendine saygısını kazanıyor."

Resimleri insanın ruhunun röntgeni olarak tanımlayan Burkay, genel olarak her rengin ve formun bir anlamının olduğunu, bunu kategorileştirmek istemediklerini, çünkü renklerin ve şekillerin insandaki çağrışımlarının farklı olduğunu belirtti.

Siyahın karamsarlık, beyazın masumiyet, kırmızının aşk, karenin ayağının altında yeri hissetmek, sertlik, sınırlara önem vermek, dairenin bütünlük, yumuşaklık, açıklık, yuvarlağın iyi duygular ve üçgenin ise anne, baba, çocuk yani aile ile ilişkileri, kendini aşma isteği anlamına geldiğini ifade eden Burkay, terapilere katılmak için iyi resim çizmenin şart olmadığını anlattı.

Kişinin yaptığı ilk resimle son resim arasındaki pozitif gelişmeyi zamanla gördüklerini söyleyen Burkay, sağlıklı insanların bile danışmana ihtiyaç duyduğunu, kişilerin sorunlarını tek başına çözmekte yetersiz kalabileceğini bildirdi.

-TÜRKLER’İN ÖZELLİKLERİ-

İsviçre’deki kliniğinde Türk hastaların da olduğunu söyleyen Burkay, Türkler’in daha çok paylaşımcı olduğunu ifade ederek, "Ancak Doğu toplumlarında maddi gelişim arttıkça bireyselleşme artıyor. Bu da ruh sağlığı sorunlarını arttırıyor" dedi.

Her şeyin bağımlılığının tedavi gerektirdiğine dikkati çeken Burkay, "Terapilerimde insanlara hayatlarında sahip oldukları pozitif değerleri hatırlatarak onları gözden geçirmelerini tavsiye ederim. Çünkü insanlar
genellikle negatifliğe odaklanıyor. Bu nedenle hep karamsarlığa düşüyor. Bardağın boş tarafına bakmak kolay geliyor" diye konuştu.

Burkay, can sıkıntılarında kağıtlara çizilen anlamsız çizgilerin aslında içsel bir durum olduğunu, bunun kötüye gidiş anlamına gelmediğini söyledi.

İNTERNETİN YOL AÇTIĞI OLUMSUZLUK

Bütün rahatsızlıkların temelinde özgüven ve sevgi eksikliğinin yattığını belirten Burkay, insanları dışlamanın onların kendilerini yalnız hissetmelerine neden olduğunu, psikolojik sorunları olan insanlara sevgiyle ve şefkatle yaklaşılması gerektiğini anlattı.

Her insanın hayatının belli dönemlerinde depresyon geçirdiğini kaydeden Burkay, depresyonun insanın kendisine özenli davranması için bir uyarı olduğunu, bunun ciddiye alınmaması durumunda intihara kadar götürebildiğini belirtti.

Küresel krizin ruh sağlığına etkilerini de değinen Burkay, "İnsanlar küresel krizi sadece bireysel değil, toplumu da etkilediğini düşünseler kendilerini daha iyi hissedecek. Herkesin yaşadıkları farklı olmasına rağmen aynı şekilde zorlanıyor" dedi.

"Sanal dünya insanları yalnızlaştırıyor ve sevgiden yoksun bırakıyor. Bu durum ruh sağlığımızı bozuyor" diyen Burkay, teknolojinin insan ilişkilerini körelttiğini, insanların birbirini görmeden internetten saatlerce görüştüğünü belirtti.

İspanya’da 30 gencin internet bağımlılığı nedeniyle terapi gördüğünü anlatan Burkay, kendisinin de bu tür hastalarının olduğunu söyledi.

-ZEKİ VE HASSAS İNSANLAR-

Burkay, "Zeki ve hassas insanlar çevrelerindeki sorunları çok düşündükleri için daha çok ruhsal sorun yaşıyor. Çünkü her şeyin farkındalar ve algıları çok geniş. Bu tür insanlar şizofren bile olabiliyor. Zeki insanların
duyarlılık ve hassaslık durumlarını ayarlamaları gerekiyor. Her şeyden etkilenmemeyi öğrenmeleri gerekiyor. Çünkü çevremizde duyarlılık gerektiren çok fazla şey var" diye konuştu.

Televizyon ve gazetelere yansıyan savaş fotoğraflarının insanın ruh sağlığını olumsuz etkilediğini söyleyen Burkay, çünkü o görüntülerin ömür boyu akıllardan çıkmayacağını anlattı.

Hassas insanların bu tür görüntülerden 2 kat daha fazla etkilendiğini belirten Burkay,  "Gazze’deki saldırılarda anne, baba ve kardeşlerini yitiren çocuklar ömür boyu bu olayı unutmayacak. Çünkü vahşice ve insanlık dışı. Bir anda
tüm ailenizi kaybediyor ve yalnız kalıyorsunuz. O yaşta bir çocuğun yaşadığı travma büyük ölçüde onun hayatının tüm kesitlerini etkileyecek. Çünkü savaş unutulmuyor. Vahşeti gören çocuk kime güveneceğini bilemiyor. O çocukların uzmanlarca tedavi edilmesi gerekiyor" şeklinde konuştu.

-İSTANBUL’DA KLİNİK AÇMAK İSTİYOR-

Türkiye’de resim terapisi alanında çok ciddi bir çalışmanın olmadığını savunan Burkay, İstanbul’da bir klinik açmak istediğini, ancak bunun için yerel yönetimlerden veya özel sektörden destek beklediğini, çünkü klinik açmanın maliyetli olduğunu anlattı.

Her ay yaklaşık 2 hafta İstanbul’da çeşitli yerlerde eğitimler düzenlendiğini dile getiren Burkay, ileri dönemlerde çalışmalarını kitapta toplayacağını sözlerine ekledi.

Sigarayı Bırakırken Kilo Almayın

Sigarayı Bırakırken Kilo Almayın

Sigarayı bıraktıktan sonra kilo almak sık karşılaşılan bir durum. Araştırmalara göre, sigarayı bırakanların yüzde 80’i kısa zaman içinde kilo alıyor.

Sigarayı bıraktıktan sonra kilo alınmasının birkaç sebebi var. Öncelikle sigarayı bıraktıktan sonra kişilerin beslenme alışkanlıklarında değişiklikler meydana geliyor. Tatlı ve karbonhidratlı gıdaların tüketimindeki artış, kilo alımında önemli bir etken. Nikotinin iştah baskılayıcı etkisinin yanı sıra bir alışkanlık haline gelen sigara içme davranışının yerine kişilerin atıştırmayı koymaya çalışması bunun sebeplerinden biri. Sigara içen kişilerde, sigarayı bırakmadan önceki dönemde atıştırma ve tatlı tüketiminin, sigarayı bıraktıktan sonraki dönemlerle karşılaştırıldığında çok düşük olduğu ortaya çıkıyor. Kişilerin beslenme alışkanlıklarındaki bu değişim kilo artışını da beraberinde getirebiliyor (1).

Ayrıca araştırmalara göre, sigara içen kişinin sigarayı bırakmadan önceki ve sonraki enerji harcama düzeyleri arasında da büyük farklılıklar bulunuyor. Çalışmalar, sigara içen kişilerin bazal metabolizmasının, yani kişinin dinlenme halindeki metabolizmasının, sigara içmeyenlere oranla yüzde 10 oranında daha hızlı olduğunu gösteriyor. Üstelik bu metabolizma düzeyindeki düşüş, kişinin aktivite düzeyiyle de ilintili değil. Hem beslenme alışkanlıklarındaki değişim hem de enerji tüketimindeki azalma, kilo artışının temel nedenlerini oluşturuyor (1).

Sigaranın bırakılmasını takip eden 1 yıl içinde, kadınlar genellikle ortalama 4, erkekler ortalama 3 kilo alıyor. Bu rakamlar, aktivite düzeyleri ve beslenme alışkanlıklarına göre artabiliyor (2).

Kiloda yaşanan bu artış, özellikle kadınlar için sigarayı bırakma girişiminde bulunmama kararına neden olabiliyor. Yapılan çalışmalar, sigara içen kadınların yüzde 67’sinin sigarayı bırakma sonrasında kilo alma konusunda endişelendiğini gösteriyor (3). Ortaya çıkan bu endişe neticesinde ise, sigarayı bırakma düşüncesi veya girişimde bulunma oranları düşük seviyede kalıyor. Sigaranın olumsuz etkileri ve neden olduğu hastalıklar göz önüne alındığında, önemsiz olarak sayılabilecek kilo artışı, sonuç olarak pek çok kişinin sigarayı bırakamama nedeni olabiliyor.

Sigarayı bıraktıktan sonraki kilo artışını önlemede yardımcı tedaviler

Sigara bırakıldığında kilo alınmasının temel nedeni olarak gösterilen nikotin alımının bırakılması nedeniyle metabolizma hızının yavaşlaması ve alışkanlık haline gelen sigara içme davranışının yerine başka şeylerin konması, sigarayı bırakmada destek tedavilerinin önemini daha da artırıyor. Sigaradan alınan nikotinin yerine geçerek sigarayı bırakmaya yardımcı olan nikotin replasmanı, yani nikotin sakızı, dilaltı tableti gibi yerine koyma tedavileri sigarayı bırakmaya yardımcı olurken, özellikle sigarayı bırakmaktan kaynaklanan kilo artışı, gerginlik, huzursuzluk gibi durumların yaşanmasını da engelliyor.

Çeşitli nikotin replasman tedavilerinden olan nikotin sakızı, dilaltı tablet ya da bantlar ülkemizde de bulunabiliyor. Nikotin replasmanı, irade gücü ile sigarayı bırakmaya göre bırakma şansını iki kata kadar artırabiliyor.

Sigarayı bırakmada temel problem, genellikle sigaranın bırakılması ile beraber nikotinin de bir anda bırakılmasına bağlı olarak yaşanan ve “yoksunluk belirtileriı” adı verilen olumsuz hisler ortaya çıkıyor. Bu hisler gerginlik, yerinde duramama, huzursuzluk, aşırı sinirlilik, konsantrasyon kaybı ile iştah ve kilo artışı olarak tanımlanabilir. Sigaraya yeniden başlamada önemli etkisi bulunan bu hislerin önlenmesinde, ülkemizde 2 ve 4 miligramlık dozlar halinde bulunan nikotin sakızı ve dilaltı tableti nikotin replasman tedavileri kullanılabiliyor.

Sigarayı bırakma sürecinde bırakmadan önceki günlük sigara tüketimine göre dozu 2 ila 4 miligram arasında değişen nikotin sakızlarının nikotin replsman tedavisi olarak kullanımı kilo kontrolünü kolaylaştırıyor. Araştırmalar nikotin sakızı kullanan kişilerde kilo alımının herhangibir nikotin replasman tedavisi almayan gruptakine göre daha az olduğunu ortaya koyuyor (4). Ayrıca nikotin sakızının kilo kontrolüne destek olduğunu gösteren bir başka çalışma, bu etkinin kullanılan nikotin sakızının dozu ve kullanılan nikotin sakızı adedine bağlı olduğunu gösteriyor (5). Bu da, nikotin sakızlarının nikotin bağımlılığı yüksek olan kişilerde, yani basit anlamıyla günde bir paketin üzerinde sigara kullanan kişilerde 4, daha az sigara tüketen kişilerde 2 miligramlık sakızların önerilen süre ve adetlerde kullanılmasının önemini gösteriyor.

Nikotin replasman tedavileri, içerdikleri nikotin sayesinde sigaranın bırakılmasıyla yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı olurken, özellikle sakız ya da dilaltı tablet gibi ağızdan alınan formları ile davranış alışkanlıklarının da yerine geçebiliyor. Yani kişiler sigara içme isteği duyduklarında sigara içmek ya da zararlı atıştırmalıklardan yemek yerine nikotin sakızı ya da dilin altında eriyen tabletlerden aldıklarında davranışsal olarak ihtiyaçlarını da karşılamış oluyorlar.

Nikotin replasman ürünleri sayesinde sigarayı bırakmada başarı oranı, hekim ya da eczacıların yoğun tavsiye ve desteği ile 6 kata kadar artabiliyor.

Nikotin replasman tedavileri 2 ve 4 miligramlık doz seçenekleri halinde Johnson & Johnson firması tarafından eczanelerde satılıyor. Eczacı ya da hekime danışarak kullanabileceğiniz bu ürünlerin yanı sıra, sakız çiğnemeyi tercih etmeyenler için dilaltı tabletler de yine eczanelerden satın alınabiliyor.

Yaşam tarzında bazı değişiklikler yapmak, günlük alınan kalori miktarına daha fazla dikkat ederek daha hafif beslenme biçimine geçmek ve egzersizi ihmal etmemek gibi etkenlerin de sigarayı bırakma sonrası kilo kontrolünde etkili

Ünlü Yıldızlar Botoksa Savaş Açtı

Ünlü Yıldızlar Botoksa Savaş Açtı

Hollywood’un ünlü yıldızları, son yıllarda giderek yaygınlaşan estetik işlemi botoksa savaş açtı.

Tanınmış oyuncular Jennifer Aniston ve Courteney Cox, botoks yaptırmaktan pişman olduklarını ve bir oyuncunun asla bu işlemi yaptırmaması gerektiğini söyledi.

İnternetteki "wenn" sitesinde yer alan habere göre, 40 yaşına giren ünlü oyuncu Aniston, botoks yaptırdığını ancak memnun kalmadığını itiraf etti.

Bu tür işlemlerin güzellik için yapıldığını ancak sonuçlarının "rahatsız edici" olduğunu ifade eden Jennifer Aniston, "Ben bir kez botoks yaptırdım ve sonuçları benim için hiç de iyi olmadı. Sanki kafamda bir ağırlık varmış gibi hissettim" dedi.

Botoks yaptıran diğer kadınları da incelediğini ve hepsinin aynı görüntüye sahip olduklarını gördüğünü anlatan ünlü oyuncu, bu nedenle kimin botoks yaptırdığını hemen anlayabildiğini söyledi.

Bir daha botoks yaptırmayı düşünmediğini dile getiren Aniston, "Bence bu işlem kadınları daha da yaşlı gösteriyor. Yüzlerindeki sıcaklık ortadan kalkıyor. Bu kadınları görüyorsunuz, genç olmadıklarını biliyorsunuz. Ama kaç yaşında olduklarını tahmin etmeniz de zorlaşıyor. Bu da beni durduran şey oldu" sözleriyle botokstan vazgeçmesinin nedenlerini sıraladı.

 -"YAPTIRDIM VE NEFRET ETTİM"-Courteney Cox

Jennifer Aniston’ın "Friends" dizisinde rol arkadaşı olan ve özel hayatlarında samimi bir dostluk sürdüren Courteney Cox da onun gibi botoks karşıtları arasında yer alıyor.

Botoksun kişinin yüzündeki "kızgın ifadeyi" yok ettiğini düşündüğünden doktorun kapısını çaldığını anlatan 45 yaşındaki Cox, çok hevesle yaptırdığı botokstan istediği sonucu alamadığını söyledi.

Bir oyuncunun yüzünün her yerini oynatmasının ve mimiklerinin büyük önem taşıdığını vurgulayan sanatçı, botoks yaptıranların alınlarının dümdüz olduğunu ve kaşlarını oynatamadıklarını, bunun da bir oyuncu için uygun olmadığını ifade etti. Cox, "Botoks yaptırdım ve itiraf ediyorum ki nefret ettim" dedi.

Eşi oyuncu David Arquette’in de "doğal yaşlanmayı" sevdiğini ve kendisini öyle beğendiğini dile getiren Courteney Cox, bundan sonra herhangi bir estetik operasyona başvurmamayı tercih ettiğini belirtti.

Sinema dünyasının usta oyuncularından 47 yaşındaki Julianne Moore de estetik operasyonlara karşıtlığıyla tanınıyor. Her yaşın ayrı bir güzelliği olduğunu vurgulayan Moore, "Kadınların neden botoks yaptırdıklarını anlayamıyorum. Bu işlem kimseyi gençleştirmiyor. Asla 25 yaşında görünmeniz mümkün değil" dedi.

30 Dakikada Fit Olun

30 Dakikada Fit Olun

Biraz sınırlarınızı zorlamaya ne dersiniz? Sıkılmadan yapabileceğiniz 8 faklı egzersizden oluşan bu planı gün aşırı uygulayın; güçlü kaslara ve sıkı bir vücuda kavuşun!

Kendi içinde bir bütünlük oluşturan bu karma egzersiz serisi ile metabolizmanızı hızlandırabilir, ağırlık çalışmaları sayesinde sadece kollarınızı ve göğüs kaslarınızı değil vücudunuzun tüm kaslarını güçlendirebilirsiniz. 2 ve 3,5 kilo ağırlığındaki dambıllarla. Hiç ara vermeden yapacağınız egzersiz sonucunda mükemmel dengenin hakim olduğu dayanıklı ve esnek bir bedene sahip olmanız mümkün.

Isının

Egzersizlere başlamadan önce 5 dakika boyunca ip atlayarak ya da tempolu yürüyüşlerle vücut ısınızı yükseltin.

5 dakika: Karma egzersizler 1
1) Avuç içleriniz size bakacak şekilde her iki elinize ağırlıkları alarak, bacaklarınızı omuz hizasında 45 derecelik açıyla aralayın ve dizlerinizi kırın. (A) Hızla kollarınızı omuz hizasına kadar kaldırın, bacaklarınızı kırmadan ayağa kalkın. (B) Dirsekleriniz omuz hizasında iken, onları kaburgalarınıza değecek şekilde iki yana indirin, ellerinizi yukarı doğru kaldırın ve bacaklarınızı tamamen düzeltin. (C) Ellerinizi tekrar omuz hizasında kalçalarınızın yanına indirin, dizlerinizi kırarak başlangıç pozisyonuna gelin ve hareketi 8-10 kez tekrarlayın.
2) Ayaklarınızı omuz hizasında açın ve ayak parmaklarınızı saat 11 ve 1 yönünde açtıktan sonra ağırlıkları her iki elinize alın. (A) 3'e kadar sayarak, 3 olduğunda kalçalarınız diz kapaklarınızla aynı hizaya gelinceye kadar çömelmeye devam edin. (B) Vakit kaybetmeden ayağa kalkın ve bu hareketi 8-10 kez tekrarladıktan sonra 2 dakika dinlenin.
Planlayın
Egzersizleri gün aşarı haftada 3 gün yapın. Arada ki günlerde koşu, yüzme ya da tempolu yürüyüş gibi kardiyo egzersizleri yağabilirsiniz.

10 dakika: Karma egzersizler 2

3) Vücut güçlendirme hareketlerinin ardından ayaklarınız üzerinde durarak sağ tarafa doğru olabildiğince uzağa zıplayın. Sağ ayağınızın üzerinde durduğunuz anda sol ayağınızı sağ ayak bileğinizin arkasına çapraz şekilde getirin ve yere değdirmemeye çalışın. Daha sonra sol ayağınızla zıplayın ve sağ ayağınızı arkaya alın. Bu egzersizi ayak değişikliği yaparak 8-10 kere tekrarlayın.
4) Ayaklarınız bitişik ayakta dururken ağırlıkları elinizde tutun. (A) Sola doğru geniş bir adım atın ve bütün ağırlığınızı sol bacağınıza verirken, sırtınız dik olmak şartıyla çömelin. (B) Daha sonra sol ayağınızı sağ ayağınızın yanına getirin. Durun ve bu kez tam tersi şekliyle hareketi tekrarlayın. Her iki taraf için egzersizi 5 dakika boyunca 8-10 kez tekrarlayın. Sonunda, 2 dakika kadar dinlenin.
Odaklanın
Egzersiz sırasında hareketlere konsantre olmak önem taşıyor. Kaslarınızın gevşediğini ve sıkılaştığını hissederek ve buna odaklanarak hareketleri yapın.

5 dakika: Karma egzersizler 3

5) Yüzüstü yere uzanın, dirseklerinizi kırın, ellerinizi iki yana açarak yere doğru bastırın ve dizkapaklarınızı kırarak ayaklarınızı tavana doğru kaldırın. Göğsünüzü yere yaklaştırın, vücudunuzun üst kısmını diz kapaklarınızı hareket ettirmeden yerden uzaklaştırın, bunu yaparken yapabiliyorsanız havada el çırpın ve bu egzersizi de, 8-10 kez tekrarlayın.
6) Ayaklarınız yere paralel, dizkapaklarınızı kırarak, egzersiz bankının üzerine sırt üstü olarak uzanın. Ağırlıkları iki elinize alarak, ellerinizi omuz hizasında iki yana açın. Bileklerinizi elleriniz göğüs hizasına gelene kadar yavaşça indirin. Hareketi 8-10 kez tekrarladıktan sonra 2 dakika dinlenin.

Yarım bırakmayın

Egzersiz sırasında bir hareketi başından sonuna kadar tamamlayın, yarım bırakmayın…
5 dakika: Karma egzersizler 4
7) Son 5 dakikayı güç kazanmak için yapacağınız zıplama hamlesi hareketine ayırın. Ayaklarınız iki yanda bitişikken, sağ ayağınızı sol ayağınızın önüne doğru atın, (A) yukarı doğru zıplarken aynı anda bacaklarınızın yönünü değiştirin. Bu zıplama hareketini 15-16 kez tekrarlayın.
8) Yere yüzüstü uzanın, ellerinizin yerde, göğsünüzün ise yerden uzak olmasına özen gösterin. Ağırlığınızı diz kapaklarınıza ya da ayak parmaklarınıza yönlendirin, iki set halinde 8'er kere sınav çekerek egzersizinizi sonlandırın.

YASAL UYARI:saglikhaberleri.bloggum.com bilgiler sadece bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir zaman bu bilgiler tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.