| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

saglık

22 "sağlık haberleri" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"sağlık haberleri" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Şişmanlığın Çözümü Beyinde

şişmanlıkUzmanlar fazla kiloların insanların hayatını etkileyip, ölümcül hastalıklara yol açıtığını belirtirken, obezite hastalığının çözümünün ise beyinde gerçekleştiğini ifade ediyorlar.

Gazi  Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İlhan Yetkin, şişmanlığın (obezite) dünyada çağın hastalığı haline geldiğini belirterek, “Fazla kilolar insanların hayatını etkileyip, ölümcül hastalıklara yol açıyor. Obezite hastalığının çözümü ise beyinde gerçekleşiyor” dedi.
Çubuk Kaymakamlığı ve Gazi Üniversitesi'nce Çubuk Kampusü'nde yapılan ‘Obezite Sempozyumu’nda Prof. Dr. İlhan Yetkin ile Gazi Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Cinoz birer konuşma yaptı. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin 30'uncu kuruluş yıldönümüne denk gelen sempozyumda öğretim üyesi olan Prof. Dr. İlhan Yetkin, “Toplumda uçuşan asılsız bilgiler, obezitenin başlıca düşmanı. Beynin üçte bir kısmının yemek ve iştaha ayrılmış olması ile açlık ve tokluk ilişkilerinin iyi ayarlanması gerekmektedir. Ölümle sonuçlaran vakalara kadar ulaşan obezite, tüm dünyada çağın hastalığı haline gelmiştir. Kalp ve damar sertliği, kolesterol, hipertansiyon ve erkeklerde prostat kanserine neden oluyor” dedi.

Erkeklerde bel kalınlığının 102, kadınlarda ise 82 olması halinin obezite kapsamına girdiğini de belirten Prof. Dr. İlhan yetkin, “Şişmanlık olayının karından yağ aldırmak ile çözülmesi mümkün değildir. Bu yanlış bir uygulamadır. Deri altından alınan beyaz yağlar şişmanlığı önlemez. Beyindeki iştah açıcı hücreleri kontrol altında tutmak, obezite ile en ideal mücadele yoludur. Obeziteyi önlemek için günlük kalori tüketiminin bilinci topluma yerleşmesi gereklidir. Fazla kilolar, insan hayatı ile birlikte yaşam kalitesini de bozmaktadır. Bu nedenle özellikle orta yaş grubundan itibaren yağ, şeker ve unlu mamullerden uzak durmamız gerekmektedir” dedi.

Kadında 35 Yaş Bir Dönüm Noktası

 
kadin-womenKadınlar, 30’lu yaşlarda en çok, “Daha önce de aynı şeyleri yiyordum ve kilo almıyordum ama şimdi vücuduma bir şeyler oldu sanki... Kalınlaştım, yağlanmaya başladım” ifadelerini kullanır.

Dilara Koçak

Çünkü 30 yaşından sonra vücut her 10 yılda bir metabolik hızını yavaşlatır. Okul, master ve ilk çalışma heyecanının ardından, genelde bu yaşlarda kişiler iş ve özel hayatlarını düzene sokarlar. Bu düzenle birlikte, hareketsiz yaşam riski doğar. Öğrenciliğin ardından satın alma gücünün artması, dışarıda yenen yemekler, davetler ve sosyal çevreye bağımlı yaşama, kişilerin sağlıklarına göstermeleri gereken özeni gölgeleyebilir.

Kemiklerinize iyi bakın

Oysa 30’lu yaşlar hâlâ vücudunuza yatırım yapmanız için fırsatların kaçırılmadığı dönemdir. Özellikle kemikler açısından 25 - 35 yaş dönemi çok iyi değerlendirilmelidir. Osteoporoza karşı önlem almak için 35 yaşına kadar diyetle kalsiyum alımı çok önemlidir.
Anne olmak için de genelde çalışan kadınların tercihi 30’lu yaşlardır. Sağlıklı bebek sahibi olmak için vücuttaki depoları dolu tutmak, dengeli beslenmek ve egzersiz bu yaşlardan itibaren hayatın ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

Düzenli kontrol şart

Kanser görülme yaşının iyice düşmesi sebebiyle, jinekolojik muayeneler de mutlaka her yıl düzenli olarak yaptırılmalıdır.
Kişilerin belirgin bir şikâyetlerinin olmaması, onların sağlıklı olduğunu göstermez. Ailesinde şeker hastalığı, kalp, yüksek tansiyon, kanser öyküsü olanlar 30’lu yaşlardan itibaren düzenli sağlık muayenesi yaptırmalı. Düzensiz yaşam süren ve iyi beslenmeyip çok sık seyahat edenler, bu dönemde multivitamin kullanabilir. Gebeliğe hazırlık döneminde ise B grubu vitaminler, özellikle folik asit ve demir seviyelerine bakılarak destek alınmalıdır.

Gülen bebek anneyi uçuruyor

Gülen bebek anneyi uçuruyorBebeğin gülümsemesinin, annenin yüreğini ısıtmanın yanı sıra beynindeki ödül merkezlerini harekete geçirdiği bildirildi. Amerikalı bilim adamlarının, MRI kullanarak yaptığı araştırma, anneyle bebek arasındaki yegane bağın incelenmesi ve bu ilişkinin bazen nasıl olup da tersine geliştiğinin anlaşılmasına yardımcı olacağı belirtildi. Araştırma çerçevesinde, ilk kez anne olan 28 kadının beyinlerinin, 5 ila 10 aylık bebekleriyle diğer bebeklerin fotoğraflarına baktıklarında MRI yöntemiyle tarandığı belirtildi.

Bebeklerin bazı fotoğraflarda gülümsediği veya mutlu olduğu, bazılarında da üzgün ve anlamsız bir ifadeye sahip oldukları, annelerin kendi bebeklerinin fotoğraflarını gördüklerinde beyinlerinin ödülle bağlantılı kilit merkezlerinde, kan akışının artması nedeniyle aydınlanma gözlendiği kaydedildi.

Araştırmacılar, söz konusu bölgelerin düşünme, hareket, davranış ve duyguyla bağlantılı olduğunu, böyle bir etkinin, uyuşturucu bağımlılığıyla ilgili olarak yapılan araştırmalarda da görüldüğünü söylediler.

Annenin beynindeki bu aydınlanmanın en güçlü görüldüğü anın, gülümseyen bebeklerinin fotoğraflarını gördükleri zaman olduğu, bebeklerinin üzgün ve anlamsız ifadelerinin annenin beyninde bu denli bir etki yaratmadığı kaydedildi.

Araştırmada, annelerin beyinlerinde, kendi bebekleriyle tanımadıkları bebeklerin ağlarken çekilmiş görüntülerine verilen tepkinin çok az farklılık gösterdiği, genel anlamda anne beynindeki bu bölümlerindeki hareketliliğin, kendi bebeğini gördüğünde diğer bebeklere oranla daha güçlü olduğu tespit edildi.

Baylor Tıp Fakültesi'nde görevli bilim adamı doktor Lane Strathearn, anneyle bebeği arasındaki ilişkinin çocuğun gelişimi açısından çok önemli olduğunu hatırlatarak, annenin, bebeğinin gülümseyen yüzünü görmesinin, onu doğal olarak "uçurduğunu" söyledi.

NEW YORK (A.A)

Çocuklarınızla gülün

Çocuklarınızla gülünGülmenin sağlık için yararlı olduğu hep söylenir. Son yapılan araştırmalar günde en az 15 dakika gülmenin sağlık için çok yararlı olduğunu doğruluyor. Hem kendi sağlınız hem de çocuğunuzun sağlığı için ona gülmeyi öğretin ve bulduğunuz her fırsatta beraberce gülün!

Gülmenin pozitif etkileri:
-Kalp atışlarınızı ve nefes almanızı hızlandırır, böylec damarlarınız genişliyor ve bu etki kalpinize sorun yaratacak etkenlerin olşmasını engelliyor

-Bağışıklık sisteminzi güçlendiriyor, enfeksiyonlara karşı koruma yaratıyor

-Stres hormonunun salgılanmasını azaltıyor

-Metabolizmanızı hızlandırıyor

-Rahatlamanızı sağlıyor

-Endişe ve geriliminizi azaltıyor

-Keyfinizi ve pozitif bakış açınızı olumlu yönde etkiliyor

-Soyut ve yaratıcı düşünmenizi sağlıyor

-İnsanlar arasında yakın bir ilişkinin oluşmasına yardımcı oluyor

Çocuğunuzu gülmesi ve şaka yapması için cesaretlendirin!

Çocukluk çağında başlar gülmeyi ve şaka yapmayı öğrenmek. Zihinsel olgunluk gerçekleştikçe de yapılan şakanın ve gülünen olgunun içeriği ve şekli değişir. Çocuğunuzu insanoğluna verilen bu nimetten mahrum etmeyin, bol bol gülün ve ona gülmeyi, gülmekten keyif almayı öğretin.

-Küçük çocukları eğlendirmek için onlara kelimelerle şakalar yapmak yerine sürprizler yapabilir, bazı absürd davranışlar sergileyebilir, komik resim ya da hareketler yapabilirsiniz.

-Anaokulu dönemindeki çocuklar için normal olmayan şeyler genelde komiktir. Örneğin yemek masasında yemek yiyen bir köpeğin resmi ya da gözlük takmış bir balığın gazete okuması gibi. Oyuncakları üzerinde bazı değişiklikler yaparak onu eğlendirebilirsiniz.

-Çocuğunuzun da bildiği bir şarkıyı sözlerini karıştırarak söyleyebilirsiniz. Çocuğunuz bundan keyif alacak ve sizin hatanızı düzeltecektir. Bu aktivite ayrıca ona yetişkinlerinde her şeyi doğru yapamadığını göstererek kendine güvenmesini sağlayacaktır.

-Ona komik hikayeler okuyabilirsiniz.

-Taklit yapabilirsiniz. Bildiği bir kişiyi ya da bir hayvanı seçerek ve abartılı davranışlar göstererek taklit yapabilirsiniz.

-Kafiye oyunları oynayabilirsiniz. Çocuğunuzla beraber aklınıza gelen kafiyeli kelimelerden bir şarkı ya da şiir yaratabilirsiniz. Emin olun bu onun çok hoşuna gidecek. Hem yaratıcı hem de sosyal bir aktivite!

-Kuklalarla oynayabilirsiniz.

Kaynak:bebekvecocuk

Bebeğinizi öpmeyin öptürmeyin

Bebeğinizi öpmeyin öptürmeyin
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Filiz Bakar, yenidoğan bebeklere çok fazla dokunmanın ve öpmenin enfeksiyona neden olabileceğine dikkat çekti.

“Bebeğinizi 3-4 gün sonra yıkayın”     

“Yenidoğan bebekler hastalıklara karşı savunmasız oldukları için korunmaları büyük önem taşımaktadır. Bebeğin sağlığı açısından aşırı koruma telaşına girmeden bazı konulara dikkat etmek faydalı olacaktır. Bebekler doğduklarında vernix kazeoza denen ciltlerinde koruyucu bir tabaka ile doğarlar.  Bu koruyucu tabaka bebekleri hem ısı kaybından hem de enfeksiyonlardan korur, ayrıca cildini nemlendirir. Bu nedenle bebekleri hemen yıkamayız, doğumdan 3-4 gün sonra yıkanmasını istiyoruz.
Hastaneden eve götürüldükten sonra bebekle çok fazla temasa geçmeyin. Yenidoğan bebek her türlü enfeksiyona açıktır. Bu nedenle bebeğe çok dokunulmasını, öpülmesini istemiyoruz. Enfeksiyonlu bir kişiden bebeğe enfeksiyon bulaşması kaçınılmazdır. Anne baba dışındaki kişilerin bebeği biraz uzaktan sevmelerini istiyoruz. Bebekle fazla temas edilmemesini istiyoruz. Ayrıca bebeğin bulunduğu evde başka odada bile sigara içilmemeli…

“Aşırı giydirmek huzursuz eder

Bebek, ne çok sıcağa ne de çok soğuğa maruz kalmaması gerekir. Bebekleri aşırı koruma eğilimi çok yaygın. Bebekler refleks olarak da sık hapşırırlar, bu durum aileyi üşütmüş olabileceği konusunda tedirgin eder ve bebek kat kat giydirilir. Aşırı giydirilme de bebeği huzursuz eder, terler, isilik oluşumunu kolaylaştırır. Oysa çok sıcaklarda tek kat giysi yeterli olabilir. Oda sıcaklığı bebek giyinik iken 22-23 derce civarında olmalıdır. Oda çok sıcak ise klima kullanılabilir, ancak bebek direk klima havasına maruz kalmamalıdır. Bebeklerin, sıcak havalarda her gün yıkanmasını öneriyoruz. Bebeğin cildi zarar görmesin diye her gün sabun ve şampuan kullanmak yerine bir gün sadece suyla, diğer gün sabunla yıkanabilir. Alt temizliğini de dikkatli yapmak gerekiyor. Bebeklerin altını temizlerken ıslak mendilleri birtakım allerjen maddeler içerdiği için önermiyoruz. Ilık suya batırılmış pamuk ile temizlenmesini tercih ediyoruz, kız bebeklerde ise özellikle temizliğin arkadan öne doğru yapılmasını öneriyoruz.”

Öneriler…

Alt temizliği ıslak mendil yerine ıslatılmış pamukla yapılmalı.
Bebek odasının ısısı 22-23 derce civarında olmalı.
Evde sigara içilmemeli
Enfeksiyon riski açısından bebekler çok sık öpülmemeli.
Bebeğin çamaşırları sabun tozu ile yıkanmalı.
Bebeğin rahatlaması açısından sıcak havalarda her gün yıkamalı ancak her gün şampuan ve sabun kullanılmamalıdır. Onun yerine bir gün sadece su, bir gün de şampuan kullanılmalıdır.
Bebekler güneş ışınlarının dik geldiği öğlen saati dışındaki zamanlarda 15 dakikalık sürelerle cam arkasından gelen güneşe değil, direkt güneşe çıkarılmalı.

Çocuklarınıza sütlü kahve içirmeyin

Çocuklarınıza sütlü kahve içirmeyin
ADANA’daki Özel Ortopedia Hastanesi’nin Yönetim Kurulu üyesi ortopedi uzmanı Prof.Dr. Mahir Gülşen, kemiğin kalitesini yükseltmek için erken yaşlarda kalsiyum yüklemesi yapılması gerektiğini söyledi.

Prof.Dr. Mahir Gülşen, kemiklere en önemli gücü veren kalsiyumun büyüme çağının sonlarına doğru alındığını

kaydetti. Bunun için 26 yaşına kadar süt, yoğurt, peynir gibi kalsiyum içeren ürünler düzenli ve sağlıklı tüketilmesi gerektiğini kaydeden Prof.Dr. Gülşen, “Çünkü 26 yaşa kadar alınan kalsiyum kemiği daha güçlü kılıyor. O nedenle gençler kemiklerin korunması için önlem almalı. Düzenli beslenmeli, kalsiyumdan zengin gıdalarla beslenmeli. Sigara, alkol ve kahveden uzak durmalı” dedi.           

Prof.Dr. Mahir Gülşen, yetişkinlerin ve çocukların sütlü kahve içmelerinin de doğru olmadığını belirterek, şöyle konuştu:

“Ayrıca, çocuğunuza süt veriyorsunuz, tadını beğenmiyor. Süte kahve karıştırıp içiriyorsunuz. Kahvedeki kafein kemiğin kalsiyumu emmesini engelliyor. Bu büyükler için de geçerli. Kahveyle birlikte içtiğiniz sütün bir yararı olmaz. Ayrıca çocuğa tek başına süt içirmenin yanında bir de hareket etmesini, spor yapmasını sağlayın. Kemikler ancak hareketle sağlamlaşır. Kemiklerin görevi vücudu taşımak. Sürekli yatarsanız, oturursanız, beyin kemiğin kalsiyuma ihtiyaç duyduğunu fark etmez. Sürekli hareket ederseniz beyin kalsiyum ihtiyacı olduğu sinyalini verir. Kemikleri kuvvetli hale getirmek için hareket etmeli spor yapmalıyız.”

Esra KIRDÖK/ADANA, (DHA)

İyi bir gebelik için

İyi bir gebelik içinYüksek riskli gebelikler toplumda pek çok kadını ilgilendiren bir konu. Ancak uzman önerileriyle bu durumu risksiz atlatabilirsiniz.

 

Özellikle de diyabet, astım, tansiyon gibi birtakım kronik hastalıklara sahip olan ya da tüp bebek yöntemleriyle hamile kalmış kadınların hamilelikleri sağlıklı gebelere göre biraz daha zor geçebiliyor. Ancak burada korkulacak bir şey yok. Çünkü alınabilecek önlemler, gebelere uygun tedavi yöntemleri ve ilaçlar sayesinde pek çok risk ortadan kaldırılabiliyor. Hatta bazen sadece yaşam tarzında yapılan küçük değişiklikler bile bebekte ya da annede oluşabilecek sağlık sorunlarını önlemeye yetiyor. Bunun içinse hekimle iletişim içerisinde olmak, düzenli doktor kontrollerini ihmal etmemek ve riskleri oluşmadan önlemek çok önemli...

Kimler risk altında? Gebelik ne zaman riske girer? Riskli bir durumda ne yapmalı? Gebeler ilaç alabilir mi? Yüksek riskli gebeliklerle ilgili sorulara Anadolu Sağlık Merkezi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuri Ceydeli ile Op. Dr. Mete Bostancı yanıt verdi...

“Çoğul gebelik riskleri artırıyor”

Op. Dr. Nuri Ceydeli

• Tüp bebek yöntemiyle hamile kalanlarla, doğal yolla hamile kalan kadınların arasında risk açısında büyük fark var mı?

Pek yok. Ama çoğul gebelik olursa düşük gibi riskler artıyor tabii. Bebeklerin birbirinden etkilenme riski artıyor, gebeliğin takibindeki süreç zorlaşıyor, bebeğin anneye verdiği yüksek şeker ve tansiyon gibi yan etkiler artıyor. Tüp bebek hastaları genellikle ileri yaşta oldukları için genetik hastalıkların görülme riski de daha fazla oluyor. Ancak her ileri anne yaşında genetik sorun olacak diye de bir şey yok. Anneleri de korkutmamak lazım. Gereken kontroller ve önlemler alındığında sağlıklı bebeklere sahip olabilirler.

• Kronik bir hastalığı olan anne ne yapmalı? Gebelikte ilaçlarını kesiyor musunuz?

Pek çok kadın gebe kaldığında alması gereken bütün ilaçları kesiyor. Bu çok doğru değil. Eğer bırakılabilecek bir ilaç ise gebelikten bir süre önce bunların bırakılmasını öneriyoruz. Ancak alınabilecek ilaçları da doktoruna danışarak mutlaka almalı. Sağlıklı bir gebelik için önce annenin sağlıklı olması gerekiyor çünkü. Mesela tiroid hapları gebelik boyunca kullanılmalı. Bu haplar bırakıldığında bebeğin sağlığı tehlikeye girer. Mesela antidepresanlar gelişi güzel kesilmemeli.

• Antidepresanların zararı yok mu bebeğe?

Tabii ki var. Ama bu hastalarda zararı en az olan antidepresanlar seçiliyor. Kişiler ilaç seçimini mutlaka doktorlarıyla yapmalılar. Bebeğe en az zarar veren ilaçlar seçilmeli. Bazen antidepresan almamak, almaktan çok daha büyük zarar verebilir bebeğe. Hamilelerin kullanabileceği pek çok ilaç var.

• Riskli gebeliklerde annelere ne öneriyorsunuz?

Katı kurallar yok. Her gebeye farklı yaklaşıyoruz. Mesela tansiyon hastası bir kadının gebe kalmadan önce mutlaka tansiyonu düzenlenmeli. Hamile kaldıktan sonra da beslenmesini ve yaşam tarzını kontrol altına alıyoruz. Örneğin tuzsuz bir diyet, sakin, stresten uzak bir yaşantı önemli. Bazen hafif egzersiz de öneriyoruz. İlaçlarını ise mutlaka almaya devam etmeli. Şeker hastalarında da kan şekeri mutlaka kontrol altına alınmalı. Diyet çok önemli, mutlaka bir diyetisyen kontrolünde olunmalı. Düzensiz kan şekeri erken doğuma bile yol açabiliyor. Gebelik olmadan önce kişiler doktora gelmeli, hastalıklar ortaya konmalı ve gerekli önlemler alınmalı. Gebe kaldıktan sonra da bunlar daha özel bir ilgiyle takip edilmeli.

• Hamilelerin iş hayatını bırakmalarını öneriyor musunuz?

Eğer özel bir istirahat dönemi önerilmiyorsa hayır. Rahat, sizi çok fazla yormayan, severek gittiğiniz, çalışma saatleri düzgün bir işiniz varsa mutlaka çalışmanızı öneriyoruz. Ama stresli, koşuşturmalı, üzerinizde aşırı iş yükü olan bir işiniz varsa bu gebeliği olumsuz etkiler.


“Alınan önlemlerle gebelikte pek çok sorun önlenebiliyor”

Op. Dr. Mete Bostancı

• Yüksek riskli gebelikler denince akla aşırı kanamalar, tansiyon yüksekliği, kontrol altına alınamayan diyabet, hastada daha önce varolan ama gebelik sırasında kötüleşen diyabet, tiroid bozuklukları, büyük miyomlar, çeşitli kan hastalıkları ve kanserler gibi kronik hastalıklar; çoğul gebelikler, ileri anne yaş gebelikleri, bebekte görülen çeşitli anormallikler geliyor.

• Bir önceki gebelikte yaşanan erken doğum tehditleri, rahim ağzı yetmezlikleri, yaşanan düşükler bir sonraki gebelik için az miktarda olsa da var olan riski artırıyor. Bunların bir kısmı gebelik öncesi yapılan rutin muayeneler ve tetkikler sonucu ortaya konabilir. Bir kısmı ise ön görülemeden, gebelik esnasında ortaya çıkar veya daha ağırlaşır.


• Tüm bunlarla gebelikte mücadele etmek yerine, bunların gebelik planlandığı zaman ortaya konup kontrol altına alınması daha kolay. Tansiyon yüksekliği, kan şekeri seviyesindeki düzensizlikler, tiroid, kansızlık problemlerine erken yapılacak müdahaleler sayesinde gebelik daha konforlu ve güvenli geçirilir.

• Sıkı takip altında olmak, her zaman erken müdahale şansına sahip olmak anlamına geliyor. Birçok sistemik hastalık gebelikten iyi veya kötü yönde etkilenebiliyor. Gebe kalmadan önce birtakım rutin testler hastanın sahip olduğu temel riskler göz önüne alınarak mutlaka yapılmalı. Eğer gebeliğe sağlıklı bir hazırlık yapılırsa gebelik süresince her şey daha iyi gelişir.


• Gebelik oluştuktan sonra yapılacak rutin tarama testleriyle bebekte veya anne adayında görülebilecek problemler ortaya çıkarılabiliyor. İkili veya üçlü tarama testleri, detaylı ultrason incelemeleri ve rutin takip süreciyle oluşabilecek sorunlar yüzde 60-70 oranında azaltılabiliyor. Burada akılda tutulması gereken bir olay da hiçbir zaman sıfır risk diye bir şeyin olmadığıdır. Gebeliğin öğrenildiği andan, doğuma kadar geçen süreç içinde her türlü olayla karşılaşmak mümkün. Önemli olan bunların farkına varılıp profesyonel şekilde yönetilmesi. Ancak bu şekilde sağlıklı bir çocuğa sahip olunabilir.

Meme kanseri riski yaşlandıkça artıyor

Meme kanseri riski yaşlandıkça artıyorMeme kanserine yakalanma riskinin yaş ilerledikçe arttığı bildirildi.

 Füsun Sayek Kültür ve Sanat Etkinlikleri" için Hatay’a gelen Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Genel Sekreteri Prof. Dr. Şuayib Yalçın, yaptığı açıklamada, kadınlarda kanser ölümleri arasında meme kanserinin ilk sırada yer aldığını söyledi.

Yaş ilerledikçe meme kanserine yakalanma riskinin artığını ifade eden Yalçın, şöyle devam etti: "Her yıl dünyada 1 milyondan fazla, Türkiye’de de yaklaşık 150 bin kişi meme kanserine yakalanıyor. Ayrıca yılda toplam 7 milyon 600 bin kadını kanser nedeniyle kaybediyoruz. 40-49 yaş arasında her 66 kadından 1’inde, 50-59 yaş arasında da her 40 kadından 1’inde meme kanserine yakalanma riski var. Bu risk yaş ilerledikçe daha da artmakta. Avrupa’da meme kanserinin daha yaygın olmasının nedeni de bu. Türkiye’de kadınların çalışma hayatına girmesi,doğurganlığın azalması nedeniyle gelecekte kansere yakalananların sayısında bir artış bekleniyor.

Şu an Avrupa’da 8, Türkiye’de de her 12 kadından 1’inin meme kanserine yakalanma riski var. Ancak Türkiye’de kadınların yaşam standartlarıyla ilgili bir takım önlemler alınmazsa bu risk artabilir ve Avrupa’nın önüne geçebiliriz."

Kadınların meme kanseri riskine karşı alışkanlıklarına dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Yalçın, "Türkiye’de nüfus hızla yaşlanıyor. Yaşlanma meme kanserine yakalanma riskini de beraberinde getiriyor. Bu hastalığa karşı riski azaltmak için beslenme alışkanlıkları ve sporla kadınlarımızı daha sağlıklı yaşlandırmalıyız" diye konuştu.

- "KENDİ KENDİNE MUAYENE" -

Kadınların meme kanseri konusunda çok bilinçli davranması gerektiğini vurgulayan Yalçın, "20’li yaşlardan itibaren her kadının kendi kendine muayene yapması gerekiyor. Çok basit olan erken tanı yöntemiyle kadınlar baş belası olarak düşünülen meme kanserinden korunabilirler. Ancak bazı kadınlar, kendi kendine muayenede eline kitle gelmesine rağmen, utandıkları için hekime başvurmuyor. Bu da hastalığın tüm vücuda yayılmasına, tedavi için çok geç kalınmasına neden olabiliyor" dedi.

Yalçın, kadınların 40’lı yaşlardan itibaren de yılda bir kez mamografi çektirmesi gerektiğini kaydetti. Yalçın 12 ilde kurulan Kanser Erken Teşhis ve Tarama Merkezlerinde (KETEM) mamografinin ücretsiz çekildiğini, ayrıca kurum olarak da çeşitli kampanyalar düzenlediklerini belirterek, kadınların takibi elden bırakmaması gerektiğini söyledi.

- "ERKEKLER DE RİSK ALTINDA" -

Meme kanserinin sadece kadınlara özgü bir hastalık olmadığını belirten Yalçın, erkeklerin de bu konuda dikkatli olması gerektiğini söyledi. Erkeklerden meme kanserinin daha tehlikeli olduğuna dikkati çeken Yalçın, "erkeklerde meme dokusu olmadığı için hastalık tüm vücuda daha hızlı yayılır. Bu nedenle kadınların aksine erkeklerde geri dönüşü zor sonuçlarla karşılaşabiliyoruz. Meme kanseri konusunda erkeklerin de kadınlar kadar dikkatli olması, kendi kendine muayene yapmaları önemli" görüşünü ifade etti

Boğaz ağrısı şekerle geçebiliyor

Boğaz ağrısı şekerle geçebiliyor

Fransız "Prescrire" tıp dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, sert şekerleri emerken tükürük bezleri harekete geçiyor, dolayısıyla yutkunma artıyor, şekerlerin yanındaysa sıcak içecekler içmek boğaz ağrısını gidermekte yeterli bir yöntem.

Larenjit, farenjit, anjin gibi sık sık rastlanan boğazla ilgili hastalıkların birkaç gün içinde kendi kendine geçtiğini ve ilaçlarla tedavi edilmesine gerek olmadığını belirten araştırmacılar, vakaların yüzde 90’ının virüse bağlı boğaz iltihabı olduğunu, bunun da antibiyotikler, kortizonlu veya iltihap önleyici ilaçları kullanmayı gerektirmediğine dikkati çekti.

1150 kişi üzerinde yapılan 4 araştırmanın sonuçlarına göre bilim adamları, pastiller, şuruplar ya da antimikrop, antiseptik içeren ilaçların, şeker, bal ya da sıcak içeceklerle kıyaslandığında elle tutulur yararı bulunmadığını vurguladı.

Araştırmaya katılanlardan rastgele seçilen bir grup, 2-3 gün boyunca ambroksol içeren pastilden günde en fazla 6 tane olmak üzere aldı, diğer grubaysa placebo (sahte ilaç) verildi. Araştırmaların sonunda, placebo pastillerin etkisi 2 yetişkin hastadan birinde "iyi" ya da "çok iyi" olarak değerlendirildi. Bununla beraber 12 yaşın üzerindeki gençlerde ambroksol içeren pastil ve placebo pastilin etkisi arasında fark görülmedi.

Araştırmacılar, boğaz ağrısının sadece birkaç gün sürdüğünü, sıcak içeceklerin virüslerin çoğalmasını sınırlandırdığını şekerlerinse tükürük bezlerini harekete geçirdiğini belirterek önerilerde bulundu:

"Boğazınızın iki tarafı ağrıyorsa sert şekerlerden emin. Normalde belirtiler 4-5 güne kadar geçecektir. Bu süre zarfında doktorunuza telefonla durumunuz hakkında bilgi verebilirsiniz. Vakaların yüzde 10’unda iltihap bakteri kökenlidir ve antibiyotikle tedavi edilmesi gerekir. Eğer belirtileriniz aynı şekilde 5 günden uzun sürüyorsa ya da kulak ağrısı gibi yeni bir gelişme söz konusuysa doktora gidin."

Migren ve meme kanseri

Migren ve meme kanseriAmerikalı araştırmacılar, migreni olan kadınların meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 30 az olduğunu ileri sürdü.

Araştırmacılar, bu araştırmayla meme kanseri ile migren arasındaki ilişkinin ilk kez incelendiğini ve sonuçlarının, kadınlarda meme kanseri riskini azaltmak için yeni yollar açabileceğini ifade etti.

Seattle kentindeki Fred Hutchinson Kanser Araştırmaları Merkezi’nden doktor Christopher Li, genelde migren geçmişi olan kadınlarda, hiç olmayanlara nazaran meme kanseri riskinin yüzde 30 düşük olduğunu bulduklarını ifade etti.

Seattle bölgesinde menopoz sonrası meme kanserine yakalanan 1.938 ve meme kanserine yakalanmamış 1.474 kadın üzerinde yaptıkları iki çalışmayı analiz eden Li ve meslektaşları, bu kadınlardan migren teşhisi konmuş olanlarda meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 30 az olduğunu buldu.

Migren geçmişi olan kadınlarda meme kanseri riskinin az olmasının nedeni tam olarak açıklanamasa da, Li ve meslektaşları, bunda hormonların rol oynadığını tahmin ediyor.

Li, araştırma sonuçlarının dikkatli yorumlanması gerektiğini ve bu sonuçların meme kanseri riskinde olası bir yeni faktöre işaret ettiği uyarısında bulundu.

YASAL UYARI:saglikhaberleri.bloggum.com bilgiler sadece bilgilendirme amaçlıdır. Hiçbir zaman bu bilgiler tanı ve tedavi amacını taşımaz. Herhangibir sağlık probleminiz varsa mutlaka Doktorunuza danışmanız gereklidir.